Perşembe, Mart 13, 2008 22:15 - Yorum Yok

Wiene, Griffith ve Bunuel

Ali Erden

Wiene, Griffith ve Bunuel, sinemanın üç temel yönetmeni. Kuramları ve denemeleriyle sinemanın anlatımına büyük katkıları oldu. Sinemayı geliştiren bu üç yönetmene temel filmleriyle saygı gönderiyoruz.

Alman yönetmen Robert Wiene baÅŸta olmak üzere Amerikalı David Wark Griffith ve İspanyol Luis Bunuel’i, sinemaya önemli katkılarından dolayı yadediyoruz. Alman “ekspresyonist-dışavurumcu” akımın önemli yönetmenlerinden Wiene, filmleriyle korku sinemasının temellerini attı. Griffith, sinemaya bir roman kurgusu gibi anlatım dili geliÅŸtirdi. Bunuel sineması da, “sürrealist-gerçeküstücü” akımın baÅŸlatıcısıydı sinemada.

Dışavurumcu Caligari…
24 Nisan 1873′te doÄŸan ve 17 Temmuz 1938′de ölen Robert Wiene, dışavurumcu (ekspresyonist) akımın yaratıcılarındandı. Üzerinde durmamız gereken filmi, korku sinemasının da temellerini atan 1919 yapımı “Das Kabinett des Dr. Caligari-Dr. Caligari’nin Muayenehanesi…” Kullanılan mekanlar, dekorlar, kostümler ve abartılı oyunculuk hemen göze çarpar. Bu filme deÄŸinmeden önce, dışavurumculuÄŸu anlamak gerekiyor. Almanya’da doÄŸan bu akım, Alman karamsarlığıyla da buluÅŸuyor. Natüralizm ve izlenimci estetiklerin tam karşıtı olan dışavurumculuk, daha çok iç dünyaya ilgi duyan bir modern akım. Karamsarlık, ruh sıkıntısı, çıkışsızlık dış mekanlarda tuhaf bir görsellikle yansımasını bulur. Görüntüler, dekorlar biçimbozumuna uÄŸratılır. Her ÅŸey devasa ve çarpıktır. Dışavurumculuk, Alman toplumunun depresyonundan beslendi. Orada karamsarlık ve geleceÄŸe dair umutsuzluk vardır. Dışavurumcular sanayi devrimine, maddeciliÄŸe ve burjuva ahlakına karşı dururken, insanın derinine inmiÅŸ, hayal ve rüya dünyası yaratmıştır. Kullandıkları ışık düzenlemelerinde gölgeler dramatik anlatıma önemli katkılarda bulundu. DışavurumculuÄŸun, ışık düzenlemeleri ve iç dünyanın zenginliÄŸini yansıttığından dolayı 1940′larda kara filmlere ilham vermiÅŸtir. DışavurumculuÄŸun bir özelliÄŸi de, kamera mercekleriyle görüntüleri bozarak perspektifi yok etti.

“Dr. Caligari” filmi aslında, Almanya’nın 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının ve toplumsal içe kapanıklığın dışavurumunun filmidir. Parçalanmış ve dağılmış toplumun, depresyonla içe dönmesi, umutsuzluk, karamsarlık ve ruhsal çöküntüsü yansır filmde. “Dr. Caligari”, ideolojik bir ilk film olarak da deÄŸerlendiriliyor. Bir akıl hastanesinin yöneticisi Dr. Caligari, Cesare adındaki bir genci hipnotize eder ve sonra da onu bir fuarda teÅŸhir eder. Ardından Dr. Caligari, genci geceleri cinayet iÅŸlemeye zorlar. Bu film, gerçekten de yenilmiÅŸ Alman toplumunun tüm ruhsal yönlerini dışavuran bir yapıttır.

Griffith anlatısı…
22 Ocak 1875′te doÄŸan ve 23 Temmuz 1948′de ölen David Wark Griffith’in sinemasının temelinde roman tekniÄŸi, daha doÄŸrusu anlatımı vardır. Griffith sinemasının en önemli özelliÄŸi betimlemeli (düzdeÄŸiÅŸmeceli) anlatımıdır. Bir hikayenin bir giriÅŸi, geliÅŸimi ve sonucu vardır. Griffith, Sergey AyzenÅŸtayn’ın kurgusundan ve gerçeküstücülerin metaforik (eÄŸretilemeli) anlatımlarına uzak durdu. Griffith’e göre, bir görüntüde ne görünüyorsa anlam odur. Buna şöyle örnek vermek gerekebilir: Griffith, bir insanı genel çekimden boy çekimine, ardın da yakın çekimine “cut-kesme” yaparak gösterir. Bu “kesme” denilen kurguyla betimleme yaratılır ve baÅŸkaca da bir anlamı yoktur. Griffith’in 1916′da çektiÄŸi “Intolerance-HoÅŸgörüsüzlük “teki mahkeme sahnesindeki çekimler çok önemlidir. Tutuklu kocası Boy’un duruÅŸmasını izleyen Dear One’ın ruh halini Griffith birkaç “kesme”yle yansıtır. PeÅŸ peÅŸe yakın çekimler yapar. Dear One, korku ve endiÅŸeyle kararı beklerken yakın çekimle yüzü ve elleri gösterilir. Griffith bunu böyle yaparken, seyircisini hem karakterle özdeÅŸleÅŸtiriyor hem de geciktirim yaparak gerilim duygusunu arttırıyor.

Griffith’in sinemasında seyircinin atmosferin içine girebilmesi için baÅŸkarakterlerle özdeÅŸleÅŸmesi de gerekiyor. Griffith, üç bin yıllık anlatım geleneÄŸinden beslendi. Aristo formel mantığıyla filmlerini kurdu. Bu anlatıda bir eÄŸri, en baÅŸtan finale kadar dramatik bir eÄŸri oluÅŸturur. EÄŸrinin bazı noktalarında “gerilim” olur ve seyirci “katharsis”e uÄŸrar. Yani zihinsel anlamda boÅŸalır ve finalde tam bir rahatlama yaÅŸar. Bir de Griffith, “koÅŸut” ve “çapraz” kurguları buldu. KoÅŸut kurguda, iki farklı olay iç içe anlatılıyor. Çapraz kurguda, iki olaydan daha fazla olay iç içe geçirilerek seyirciye yansıtılıyor. Elbette “leit motif”ler de var. Bazı ÅŸeyler sürekli tekrarlanır bu teknikte.

Gerçektüstücü dünya…
22 Åžubat 1900′de doÄŸan Luis Bunuel, 29 Temmuz 1983′te öldü. Gerçeküstücü sinemanın yaratıcısıydı. İlk filmi “Un Chien Andalou-Endülüs KöpeÄŸi”ni 1929′da çekti. Senaryoyu ressam Salvador Dali’yle yazan Bunuel, bu ilk gerçeküstücü filmle seyircilerden büyük tepki almıştır. Filmleriyle, faÅŸizme ve burjuvaziye karşı mücadele veren Bunuel’in filminde simgesel anlatım ağırlıkta olduÄŸundan seyirciler anlam yaratmada çok zorlanmışlar. Filmin giriÅŸinde, bulut ayı keserken, yakın planla usturalı el de kadının gözünü keser. Bu metafor hiç anlaşılamamış ve tiksinti verici olarak deÄŸerlendirilmiÅŸ zamanında. Bunuel, burjuva deÄŸerlerinin yıkılması için, sanatta ve hayatta ilk filmindeki gibi ÅŸok edici anların olmasını istiyor. Gerçeküstücülük onun için bir yöntem. GerçekliÄŸe ancak düş aracılığıyla ulaşılır. Bunuel’in anarÅŸist bu ilk filminde ortaya çıkan sonuç, liberal özgürleÅŸmenin ötesinde özgürleÅŸmek. Gerçeküstücü estetik insanda bir rüyadaymış izlenimi uyandırıyor. Gerçeküstücülük, biçimsel olarak da diÄŸer anlatılardan farklıdır. Ara yazıların olması, üst üste binen görüntüler (zincirleme), metaforik anlatım (simgesel), kararma-açılma tekniÄŸi, bindirme, örtüleme gibi kurgu çeÅŸitleri vardır. 1930 yapımı “L’Age d’Or-Altın ÇaÄŸ”da Bunuel, burjuvaziyi tüm çıplaklığıyla perdeye yansıtır. Filmin giriÅŸi ÅŸok edicidir. Çünkü film, akrepleri anlatan bir belgeselle baÅŸlar. Genç akrepler, yaÅŸlı akreplerle savaÅŸacaklardır. Yani sınıfsal bir savaÅŸ baÅŸlıyor. Yeni deÄŸerler eskilerin yerini alacaktır. İnsanı yabancılaÅŸtıran burjuva deÄŸerlerini yerden yere vuran Bunuel, burjuvaların ikiyüzlülüğünü de seyircisine gösteriyor. Burjuvalar, kendi iç sorunlarıyla çok ilgilenirler. Varlıklarını sürdürebilmek için faÅŸistlerle bile iÅŸbirliÄŸi yapan burjuvalar, kendi çıkarları dışında aslında hiçbir ÅŸeyle ilgilenmiyorlar. Bunuel bir komünisti ve komünist olarak öldü.





Yorumla, Koala!

Yorum










Pasaj, Spot3 - Tem 22, 2010 23:56 - 1 Yorum

Kemal Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup

More In Edebiyat


Manşet, Müzik, Yazar5 - Kas 4, 2009 23:36 - Yorum Yok

Pop Müziğin Kralı’na Son Veda

More In Müzik


Güncel, Yazar1 - Tem 21, 2010 0:07 - 4 Comments

Halva Halva Dêmeklen Ağiz Şêrin Olmiyir

More In Güncel