Cumartesi, Temmuz 10, 2010 19:15 - Yorum Yok

İnkâr Egosal Tatminsizliktir

ayna.jpg Sonuç olarak¸inkâr, kusurdan geliyor. Kusur eksik egodur. çirkin olan birinin resim yapmayı yasaklaması gibi. Bu bir kusurun bilinçsizce örtbas edilmesidir. Egonun tatmini için birey, zaafına, eksik yanına ayna tutacak her şeyi yok etmeye çalışır.  Çünkü kendisini hatırlatacak bir ayna istemiyor… Bu yüzden aynanın varlığını yadsır, yasaklar. Bu yüzden dünyadaki tüm aynacıları yok etmek için kanlı savaşlara girişir. Ama aynalar yok olmaz. Gittikçe çoğalır.

esfelhanan.jpg
Esfel Hanan

 

İnkâr, psikolojide; kaygı yaratan, acı verici düşüncelerin, duyguların, dürtülerin, çatışmaların, olayların veya gerçekliklerin yok sayılmasıyla tanımlanan bilinçsiz bir savunma mekanizması olarak tanımlanır.  Bu mekanizma kişinin içindeki düşmanlık ve kendinden veya çocuklarındaki fiziksel-ruhsal kusurların varlığını algılayamama şeklinde kendini gösterir.

Yukarıdaki tanımda da açıklandığı gibi inkâr, bilinçsiz bir savunma mekanizmasıdır. Kişinin kendi zaaflarını, kendi kusurlarını kapatma kalkanıdır. Sosyolojik açıdan bakıldığında toplumun içinde kendini kusurlu, eksik gören kişiler genelde saldırgan, başkasının hak ve hürriyetine tahammülsüz, topluma ve bireylere zarar veren kişilerdir.

Tarihsel açıdan inkâr, tek tanrılı dinlerin (iki büyük din; İslamiyet ve Hıristiyanlık) yayılmacı karakteriyle boy gösterir. Her iki büyük dinin özünde inkâr vardır; kendinden olmayanı ya kendine benzetme, benzemeyeni, benzemekten direneni yok etme vardır. Her iki dinin temel felsefesi; tüm dünyada tek bayrağın dalgalanma arzusu oluşturmaktadır. Ve bu arzudan dolayıdır ki; yeryüzünde binlerce din, kültür, dil ve onlarca halk en insanlık dışı yöntemlerle yok edilmiştir. Dil diyorum çünkü her iki din de işgal ettikleri topraklara kendi dilini taşıdı, kendi dinini ve dilini dayattı toplumlara. Bu kadar hırsın özünde tek bir şey vardı; kendi egosunu tatmin etmek…

Tarihe kısa bir pasajın ardında hemen Türk-Kürt ilişkilerine dönelim. Çünkü esas üzerinde durmak istediğim ve tarihsel, toplumsal, hatta psikolojik bir kangren olmuş bu iki toplum arasında ki ilişki (ilişkisizlik) dir.

Kürdistan, coğrafik olarak çok stratejik bir konumda olduğundan dolayı neredeyse tüm tarihsel süreçlerden yara almış bir bölge. Kürtler, bunca saldırıya, asimilasyona, inkâra, işgale ve ilhaka maruz kalmasına rağmen varlığını halen yitirmemişse bu Kürtler’in güçlü bir toplumsal, kültürel zenginliğe sahip olmalarından kaynaklanıyor. Kürtler’e karşı yapılan saldırılar, uygulanan politikaların hiçbir zarar getirmediğini söylemek doğru olmaz. Elbette ki;  Kürtler’in bir bölümü bu Müslümanlaştırma, Araplaştırılma, Türkleştirilme ve Hıristiyanlaştırılma v.s. politikalarına teslim oldular. Ama buna rağmen halen dilini, varlığını yitirmeyenler azımsanmayacak çoğunlukta. Kendi coğrafyasında tarihi olarak en uzun süreli varlık mücadelesini başarıyla veren bir halk, Kürtler.

Gelelim Türkler’e. Şimdi aslında Türkler’i iyi çözümlemek lazım. Orta Asya Türkler’ine bakıldığında gayet kendileriyle barışık bir toplum görürsünüz. “Türkiye Cumhuriyeti”  sınırları içinde bulunan Türkler’e baktığınızda ise saldırgan, inkârcı, egoist, ırkçı bir halk görürüz. Bu yargı tabi ki geneli kapsamıyor. Ben bu topraklarda öz be öz Türkler’in çok az olduğuna inanıyorum. Çünkü gerçekten köklü bir tarihe, dile, kültüre sahip birinin kendisiyle barışık, başkasının hak ve hürriyetine saygılı ve gerçekleri inkâr etmeyen bir kişiliği barındırdığına düşünüyorum. Gerçek bir Türk’ün de böyle olduğuna inanıyorum. Nitekim Kürt sorununun çözülmesinde, bu savaşın bitmesine, Kürtler’in hak ve hürriyetlerinin verilmesi gerektiğine inanan ve bunun için çaba sarf eden bu kesimdir.

Geriye kalan Türkler’in büyük çoğunluğu devşirmedir. Köken olarak; Kürt’tür, Ermeni’dir, Rum’dur, Kafkas’dır, Çerkez’dir, Laz’dır, Yunan’dır, Arap’tır v.s…  Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu işgal ve istilalarla beraber bir devşirilme politikası da uygular.  Ama bu daha çok Hıristiyan ve Yahudi çocuklara yöneliktir. Kürtler ve diğer Müslümanlaşmış halklara yönelik bu kadar baskın bir yok etme politikası yok aslında. Kürtler’e, daha doğrusu T. C. sınırları içine dâhil edilen haklara yönelik inkâr ve yok etme politikası Cumhuriyetin kuruluşuyla daha baskın ve belirgin hatlar kazanır.

Bu gerçekliği psikolojik tanımlamaya indirgediğimizde;  dikkat edilirse bütün bu devşirilen kişiliklerde şöyle bir özellik gözlemlenir; bir başkasının varlığına, özellikle kendi ırkdaşının varlığına karşı daha tahammülsüz, daha saldırgan, daha acımasız olmasının yanı sıra kendi cellâdına karşı da  büyük bir hayranlığı vardır. Saldırgan ve tahammülsüzdür çünkü bu gerçeklik, onlara acı veriyor. Kendi aidiyetlerinden koparıldığı için, kendine ait bir aidiyet olmadığında, bir tarih bir kültür ait olmadığında kendini kusurlu görüyor. Kendisini kusurlu gördüğünden dolayı daha da saldırganlaşıyor. Ve aynı zaman kendini eksik ve kusurlu gördüğünden dolayıdır da ki; kendi cellâdını kendinden üstün görüyor ve ona tapıyor. Yani devşirilen kişiliklerde eksik bir ego vardır. (ör; Dersimliler’in Dersim katliamına rağmen Atatürk’e olan hayranlığı)

Kemalizm’in yarattığı toplum gerçekten kangrenli bir toplum. Devşirilmiş, asimile olmuş, geçmişinden, kimliğinden koparılmış, kusurlu bir toplumdur. Misak-i milli sınırları içinde yaşayan toplumlara tek bayrak, tek devlet, tek din, tek dil dayatarak herkesi kendine benzetmeye çalışmış, buna karşı olanı, direneni yok etmiştir. Onun bayrağını devr alanlar da, yani Türk toplum yapısının ve keza; gerek devlet, gerek askeri ve gerekse de sivil otoritelerin büyük çoğunluğunun devşirilmiş kişiliklerden oluşması, toplumsal sorunların çözümünde büyük handikap oluşturuyor. Ve bu kesim toplumun değişmesi ve halkların haklı talepleri önünde en büyük engel oldular ve ne yazık ki halen bu zihniyet devam ediyor.

Nihayetinde bir değişim olduğu takdirde kendilerini var eden sebepler de ortadan kalkacaktır. Yıllarca inkâr ettikleri halkların, varlıklarını dahi kabullenmek onlar için tarifi imkânsız bir acıya yol açacaktır. Onların korktuğu bu. Bu kadar saldırgan, inkârcı, ırkçı davranmalarının nedeni bu. Yoksa gerçekten ne vatan, ne millet bu kişiliklerin, bu hastalıklı kişiliklerin umurunda değil. Onlar sadece kendi egolarını düşünüyorlar. Egolarının bir anda yerle bir olmasından korkuyorlar. Ve aynadaki cüzamlı yüzlerini görmekten korkuyorlar. 

T.C. 90. Yılına yaklaşırken şöyle geriye doğru baktığımızda koca 90 yılı tek bir cümleyle özetlemek mümkün; 90 yılın bir tek günü huzur içinde geçmemiştir. Peki, neden; çünkü haksızlıklar üzerine, inkâr, imha üzerine kurulu ve vebal altında kalan bir cumhuriyet. Ve halen inkâr diyor, imha diyor da başka bir şey demiyor. 90 yıldır T.C.’nin Kürtlerle imtihanı hep inkâr, imha, kan, gözyaşı, ölüm de ölüm olmuştur.

Son 10-15 yılda T.C. gerek değişen uluslararası dengeler, gerek iç ve dış kamuoyunun baskısı ve gerekse Kürtler’in kendini var etme mücadelesi karşında biçare kalıp Kürtler’in varlığını kabul etse de özünde inkârını devam ettirdi. Ve halen devam ettiriyor. Bu inkâr çeşitli şekillere bürünerek yeniden yeniden Kürtler’e dayatıldı, dayatılıyor.

Bir Türk olmayan (bir Türk değil, belki Rum, belki Laz ama muhtemelen Türk değil.) T.C.’nin son adamı da çabuk galeyana gelen, sokak kültürü ile büyümüş kariyer hırsı olan bir egoist.  Bir yanda “açılım” yapıyor, öte yanda askerine, polisine  “vur” emri veriyor. Bir yanda “senin varlığını tanıyorum” diyor öte yandan tüm kamuoyu önünde varlığını tanıdığı halka tahammülsüzlük histerisine kapılarak sokak jargonuyla küfürler savuruyor, hakaretler ediyor, ordunun büyük başlarını peşine takıp sınırlarda salvolar yapıyor.

Ve keza tüm ırkçı, faşist takım koroyu tekrar  edercesine küfür üstüne küfür ediyor. Bunlar, küfür ederken, PKK’nin kim olduğunu bilmiyorlar mı. Elbette biliyorlar ve bilerek Kürtler’e küfür ediyor, Kürtler’i rencide ediyor,  PKK şahsında. (Bütün Kürtler PKK’li değildir elbet ama gerilla Kürtler’in çocukları) Ama biz Kürtler yine sesimizi çıkarmıyoruz, çünkü biliyoruz ki; Cemil Çiçek gibi (ve onun gibiler) zavallı, kültürden yoksun birinin bu kadar saldırgan, küfürbaz olmasının nedeni kendisini tamamen inkâr etmesinden, eksik görmesinden kaynaklanıyor. Çünkü Çiçek Yozgatlıdır ve kuvvetle muhtemel Kürt’tür. (Rum, Laz olabilir ama Türk değildir.) Tamda her şeyi unutmuşken, kendi ırkdaşlarının yarasını deşmeleri, hem de kendisi bile kendi ırkının varlığına kendisini bu kadar inandırmışken birden tüm dünyada gündemin birincisi sırasına oturmaları, saygı görmeleri, önemsenmeleri. Çiçek’in canını yakıyor. Bu kadar terbiyesizleşmesinin, inkârcı, saldırgan olmasının nedeni bu. Yoksa vatan-millet Sakarya Çiçek’in umurunda değil. Elinde gelse tüm Kürtler’i yok edebilir. Ve Çiçek gibi tüm ırkçı kesimler kuvvetle muhtemel devşirmedir.

Peki, sormak lazım: nereye kadar? İnkâr, imha nereye kadar. Yıllardır inkâr ettiniz, imha ettiniz, yok saydınız. Ve halen inkâr ediyorsunuz, yok sayıyorsunuz. Öldürüyorsunuz. Halen hakaret ediyorsunuz, küfürler ediyorsunuz, aşağılıyor, horluyor, adamdan saymıyorsunuz da ne oluyor, dönüp dönüp tükürdüğünüzü yalıyorsunuz. Ama yine de utanmadan terbiyesizliğinize, edepsizliğinize devam ediyorsunuz. Ardamarınız çatlamış ne yazık ki; bu yüzden yapacak bir şey yok. Yani, terbiyesizliğinize, edepsizliğinize verecek bir cevabımız yok. Çünkü sizi adamdan saymıyoruz. Belki bilmiyorsunuz söyleyeyim; küfür etmek bile muhatap almaktır. 

Bu son gelişmelerle beraber gündem yeniden Kürt sorununa kilitlendi. Faşist cephe yine harıl harıl imha planları yapmaya, uygulamaya başladı. Yine soruyorum,nereye kadar inkâr edeceksiniz, imha edeceksiniz? Var sayalım ki siz dağdakileri tamamen imha ettiniz. Kürdistan’daki Kürtler’i hatta güneydeki Kürtler’i ve belki de utanmadınız (ki utanmayacağınıza eminim) tüm Türkiye şehirlerinde de Kürtler’e yönelik bir imha planı uyguladınız ve buralar da tek bir Kürt bırakmadınız. Peki, dünyanın her bir tarafına savurduğunuz, diasporadaki Kürtler’i ne yapacaksınız. Diyelim ki; bütün dünyayı tek tek dolaştınız (ki bunu da yaparsınız) bu Kürtler’i de yok ettiniz. Ve keza, sizin bu histerik krizinizi yazıp, çizmesinler, çirkin yüzünüze ayna tutmasınlar diye tüm basın yayın alanlarına yasaklar getirdiniz. Ve hülasa yeryüzünde bir tek Kürt bırakmadınız. Egonuz tatmin olacak mı? Vicdanınızdan bahsetmiyorum, utanma duygunuzdan ise hele hiç… Çünkü bir vicdanınızın olmadığına eminim. Zaten bir vicdanınız varsa utanma duygunuzda olur. Yani demem o dur ki, sizin sorununuz Kürtler değil, kendi egonuz… Bir türlü tatmin edemediğiniz egonuz.

Sonuç olarak¸inkâr, kusurdan geliyor. Kusur eksik egodur. çirkin olan birinin resim yapmayı yasaklaması gibi. Bu bir kusurun bilinçsizce örtbas edilmesidir. Egonun tatmini için birey, zaafına, eksik yanına ayna tutacak her şeyi yok etmeye çalışır.  Çünkü kendisini hatırlatacak bir ayna istemiyor… Bu yüzden aynanın varlığını yadsır, yasaklar. Bu yüzden dünyadaki tüm aynacıları yok etmek için kanlı savaşlara girişir. Ama aynalar yok olmaz. Gittikçe çoğalır. Çünkü aynayı yapanı, icat edeni öldürseler de, aynacı birçok çırak yetiştirmiştir. Çıraklar, kendi çıraklarını ve derken tüm dünyayı aynacılar sarar. O zaman ya tüm dünyayı yakarsınız ya da ayna ile yüzleşeceksiniz. Sizin gücünüz ancak kendinize yeter, kendi ülkenizde sizden olmayan herkesi belki susturabilirsiniz, peki tüm dünyayı susuturabilecek misiniz. Bu cehaletiniz, egoistliğiniz ve histerik krizleriniz başınıza büyük dertler açacaktır. Size nasihatim şudur ki;  Gelin ayna ile yüzleşin, belki ayna sizi affeder…

Yazarın Son Yazıları





Yorumla, Koala!

Yorum










Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok

Hollywood : Nedir Ne Değildir

More In Edebiyat


Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok

Şox û Şengê, Xerabrengê

More In Müzik


Güncel, Yazar4 - Eyl 4, 2010 22:43 - 0 Comments

Neden Boykot?

More In Güncel