Cuma, Temmuz 9, 2010 15:57 - Yorum Yok
Geriye Kalan Zaman
Filistinli Yönetmen Elia Süleyman’ın “The Time That Remains” (Geriye Kalan Zaman) isimli filmi İsrail devletinin kuruluşundan günümüze kadar geçen süre içinde bir Filistinli ailenin hikâyesi çerçevesinde, Filistinliler’in İsraillilerle günlük yaşamdaki ilişkilerini ve yaşadıklarını trajikomik bir dille beyaz perdeye yansıtıyor. Savaşla kaybedilen yarım asırlık bir zamanın nasıl heba edildiğini gözler önüne seren “Geriye Kalan Zaman” aynı zamanda Yönetmen’in otobiyografisi ile de örtüşüyor.
Filistinli Yönetmen Elia Süleyman’ın “The Time That Remains” (Geriye Kalan Zaman) isimli filmi İsrail devletinin kuruluşundan günümüze kadar geçen süre içinde bir Filistinli ailenin hikâyesi çerçevesinde, Filistinliler’in İsraillilerle günlük yaşamdaki ilişkilerini ve yaşadıklarını trajikomik bir dille beyaz perdeye yansıtıyor.
Savaşla kaybedilen yarım asırlık bir zamanın nasıl heba edildiğini gözler önüne seren “Geriye Kalan Zaman” aynı zamanda Yönetmen’in otobiyografisi ile de örtüşüyor. Süleyman ailesinin iki kuşak yaşadıklarını, işgal altındaki topraklarda şekillenen çevreleri ile birlikte, ironik bir şekilde günümüze taşıyor.
Nazareth’in işgal edilmesi ile birlikte Filistinliler’in bazıları hızla şehri terk etmeye başlarken, bazıları da silaha sarılarak İsrail askerlerini şehirlerinden atmak için mücadeleye başlarlar. “Geriye Kalan Zaman”ın kahramanlarından Elia’nın babası Fuad Süleyman da İsrail askerleri ile savaşmak için ülkesinde kalarak direnmeyi tercih ediyor. Ancak daha mücadelesinin başında yakalanıp işkence edildikten sonra bir uçurumdan atılan Fuad Süleyman’ın, yıllar sonra mucizevî bir şekilde ölümden kurtulup İsrail’e yerleştiğini, burada evlenip çoluk çocuğa karıştığını öğreniyoruz.
Elia Süleyman da bu kurtulan babanın oğlu olarak, eskiden babasının ülkesi olan bu yeni İsrail’de doğup öğrenimini burada bir azınlık olarak yapıyor. Tarih hızlıca silinmiş ve artık İsrailli Araplar kavramının üretildiği bir döneme girilmiştir. İsrail okullarındaki öğrenimden çarpıcı karelerin aktarıldığı filmin bu bölümünde insan, dünyanın herhangi bir yerindeki işgalin dünyanın başka bir köşesindeki işgale ne kadar da benzediğini düşünürken “burası Türkiye’ye ne kadar da benziyormuş” demekten kendini alamıyor.
İsrail’de yaşayan birçok Filistinli ve İsrailli çocuk gibi Elia da milliyetçi İsrail şarkıları ile öğrenim görüp büyürken, Amerika’ya “sömürgeci” ve “emperyalist” dediği için daha küçücük bir çocukken öğretmeni tarafından cezalara çarptırılıyor. Ve neticede babasının kaderi oğlunun da peşini bırakmıyor.
Kamerasını, oturdukları dairenin balkonundan sokağa tutan Yönetmen Süleyman, burada bir yandan bir türlü normal bir anı yaşayamayan iki kuşağın acı ve özlemlerini aktarırken, bir yandan da Filistinliler’in sokakta maruz kaldığı ilişkileri önümüze getiriyor.
Bu arada baba Fuad’ın, psikolojisi bozulan alkolik komşusu ikide bir üzerine benzin döküp kendini yakmaya çalışırken, her seferinde Fuad, üzerine benzin dökmüş sarhoş komşusunun elinden kibritleri alıp onu yeni bir güne uyanmak üzere evine götürüyor. Ancak sarhoş komşu her seferinde ertesi gün elinde içki bardağı ile Fuad’ın kapısına dayanıp ona İsraillileri nasıl Filistin’den atabilecekleri üzerine geliştirdiği yeni teorilerini küfürlü küfürlü soslar eşliğinde dile getiriyor.
Sarhoşken kendisini yakacak kadar cesaret alan kahraman komşu “bütün Araplar benim gibi içse biz bir çırpıda bütün İsrail askerlerini buradan atarız” diyor. Konuyu anlayamayan Fuad, şaşkınlıkla teorinin devamını beklerken komşusu “çünkü içtiğinizde hiçbir şey hissetmiyorsunuz” diyerek sürdürüyor sözlerini.
Gerektiğinde şehrin etrafına örülen duvarları yüksek atlama çubuğu ile atlayıp sınırı geçecek kadar kararlı olan Elia, bir yandan da film boyunca suskun ve donuk bir yüzle yaşanıp da daha anlatılamayan bir çok şeyi de suskuyla anlatmaya çalışıyor.
Elia’nın kamerası günün ve normal bir yaşamın yitik burukluğu ile geçen bir yerde anlamsız bırakılmış zamana bakarken, yıllarca süren işgal ve savaşın hakim olduğu yaşamdaki sıradan karakterlerin küfürlü ve saçma diyalogları da savaş karşısında dilsiz kalan insanın maruz kaldığı ağır yenilgilerini ve bezginliklerini de karikatürize ederek izleyiciye not düşüyor.
Bu arada bir yandan trajikomik bir hikaye olarak ilerleyen film aynı zamanda oldukça politik bir yapı da içeriyor. Sadece ülke içinde yaşananlar değil dışarıda yaşananlar da Yönetmen’in dikkatinden kaçmıyor. Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın ölümü ve bunun gibi gelişmelerin yanı sıra intifadanın patlaması gibi yabancı olmadığımız olaylar da filmin kareleri arasında özgün bir şekilde ifade buluyor.
Filistinli çocuklar sokaklarını işgal etmiş İsrail askerlerine taş atarken sokaktan geçen bir kadını durduran askerler “evine git” diye bağırırken, kadın da bir çocuk soğukkanlılığıyla “asıl siz evinize gidin” diyerek silahlara aldırmazlığını korkusuzca dile getiriyor.
Diğer yandan yıllarca asker, silah ve tanklarla iç içe yaşayarak büyüyen gençler silahlı askerlerin gezdiği sokaklarda hiçbir şeye aldırmadan dans edip eğleniyor.
Ancak Yönetmen, bazı gençlerin ise sürekli askerlerin takibinde olduğunu bir gencin peşine taktığı tankla çarpıcı bir şekilde taşıyor beyaz perdeye. Tankın namlusu gencin evinden çıkışından sokaklardaki yürüyüşlerine hatta arkadaşları ile telefonla konuşmasına kadar her şeyi kesintisiz olarak takip ediyor.
Günümüzün gerçeklerini daha iyi kavrayabilmek için tarihsel belleği sorgulamanın önemini de vurgulayan Elia Süleyman “Geriye Kalan Zaman” ile, İsrail sınırları içinde yaşayan Arapların yarım asırlık acılarını, adeta kendi ailesinin albümünü sahneye koyarak sergiliyor. Yedi yıl önce Cannes’da “Tanrısal Müdahale” ile jüri ödülü almış olan yönetmen Süleyman’ın yönettiği film önceki yıl Cannes Uluslararası Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmış ve yoğun ilgi ile karşılanmıştı.
Yazarın Son Yazıları
- “Welcome” İstanbul’a geliyor
- Hiçbir Yer Vaad Edilmiş Topraklar Değil
- Fransız Sinemasına Kürt Yıldızı
- Atom Eyoyan’ın Adoration’u Gösterimde
- ‘Toprağın Üstünde Kalacağız’ Ya da…
- Bahman Ghobadi İran kedilerinden bahsediyor
- İçimizdeki Düşman: Trajikomik bir Cezayir epiği
- 'Kürt sineması Kürtçe olmalıdır'
- “Soysuzlar Çetesi” ve Alegorik Bir Şiddet Gösterisi
- Akvaryum Umut Vadediyor
- Hollywood : Nedir Ne Değildir
- Neden Boykot?
- Şox û Şengê, Xerabrengê
- Feda, Veda ve Bawke
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Değişime 30 Gün Kala
- Kasap
- Filmi 11 yaşındaki oğlum ile birlikte izledim . Başını kaçırmışız ne yazık ki a...
- az evvel bu filmin bir kısmını trt'de izledim. tamamını izleyemedim ama çok sevd...
- şimdi trt 1 de izledim bu filmi gerçekten taktire şayan bir film izlmensei gerek...
- Hem gocuk giyip hem özel okulda okuyosun
Okulun sağ yolun sol...
Bu ne iş gard...
- ama bizimde atalarımızdan duyduğumuz kadarıyla sımkoda kürt milletine bi çok ezi...
- Öncelikle zeitgeist hakkında bize tartşma imkanı verdiği için Helin\'e
çok çok...
- Öncelikle Berlin in yagmurlu bir gecesinden sevgilerimi sunarak baslamak istiyor...
- bu filmi dü izledim 10 numara hacı...
Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok
Hollywood : Nedir Ne Değildir
More In Edebiyat
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Kasap
- Kadın Yoktur
- Kemal Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup
- Belki De En Baştan Başlamalı
Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok
Şox û Şengê, Xerabrengê
More In Müzik
- Pop Müziğin Kralı’na Son Veda
- Hayat Hırsızı Bir Darbe Kültürü: Arabesk
- En İyi Sanatçı, Ölü Sanatçı Mıdır?
- Müzik ve Ruh
- Arap Işıması: Feyruz


Yorumla, Koala!