Pazartesi, Mart 15, 2010 23:05 - Yorum Yok
Mart Sözlüğü
Newroz kendi başına baharı altedecek güçte makro-politik bir olaydır, devinimdir, eylem-ötesi bir realitedir artık. Siz sanıyor musun ki öyle meşaleler meşale, sahnelere çıkan Rojda’lar Rojda kalır Newroz günü, ha cancağızlarım? O ki temeline yandığım uygarlığın çok ortak ve bit tabii çok eski bayramı bana kasvetli bir festival yerini anımsatadururken güzeldi.
Etimolojisi bozguna uğramış şu cumburlop hayatın bir aylık -yarısına varmışken soluklanmak niyetine karalanmış- kavram denemesidir. Evde tek başınıza deneyin, ferahlayın, sigara için üstüne falan filan ve fistan…
YAĞMUR:
1) Şehrin gözyaşları… Nisan’da yağsa neşeli olur. Ama mart felaketleyin bir havaya büründürür yağmur denen oncağızı. Sel ihtimali filan başka tabii. Çiselerse tadından yenmez. Sağanak dedin miydi bu mevsimde çaresizliğin düşer aklına-aklıma-aklımıza.
2) Şemsiye satıcılarının Mecidiyeköy-Taksim dolaylarında çığırtkanlığa başlamasına vesile olmaktan muzdarip nadide doğa olayı. Çığırtmak neyse de, “Baylara, bayanlara” diye anlamsız anlamsız söyleşmeseler bizle daha güpgüzel olacak elbet. Ama mesela Kadıköy’deki ablacağızlarım da karanfilidir gülüdür efendime söyleyem lalesidir papatyasıdır ve bilimum çiçeğidir filan satıverirken öyle tövbeestağfurullah şeyler söyleyip tırmalamaz kulağı. “Baylara bayanlara çiçeeeeek!” demiyorlar mesela. “Bi’ milyooon, bi’ milyooon!” diyorlar sadece. Ê çiçeğin bayı bayanı olmuyorsa şu yağmuruna hasret güzelim şemsiyelerin cinsiyeti nice olsun balam?
3) Her şehrin kendince ağlayan yağmurları vardır fikrine kapılmama vesile nadide su hareketi. Mart yağmuru Ciyarbekir’de (!) başka Galata’da başka. Dağkapı meydanı böylemesine ıslanmıyordu mesela. Enteresan…
KEDİ:
1) Ömrü billah beni en çok şaşırtan hayvancağız. Sinsi sinsi yürürler ya aklım hayalim stop eder heyran. Çevik, atılgan ve gözleri hep başka başka kafeslerdeki kuşlara takılı kalmış gibi yaşayan tuhaf canlılar. Bir de sırnaşıp durmazlar mı, tırmalayasım gelir imanıma. Hrrrr!
2) Mart boyu Lale Devri yaşayan utanmaz arlanmazlar sürüsü! Ne pervasız sevişiyorlar öyle! Geçen gün biri bu rezalete dur dedi de, sağolsun Mis Sokağı’nın bir köşebendine sığınmış sevişeduran iki kediyi bir tekmeleyiverdi!.. Toplumun şeref, haysiyet, namus ve bilimum iffet çağrıştıran bütün değerleri kurtuldu. (Benim tabii yine o hıyarı tırmalayıp boğazını sıkasım geldi ama o ayrı bir şizofrenik v’aka. Bir kez daha hrrrrr!)
3) Şairlerin haklarında şiir yazmaktan biraz çekindiği şu canlı türü… Biri var ama! Yazmış, onları. “Üzgün Kediler Gazeli” demiş adına kitabının. Ele geçiremedim henüz, çalmak için Tüyap’ın gelmesi bekleniyor. Ordan, o kitaptan olduğu rivayet olunan bir şiirle kedi-dışı bir konuya parmak basmak ister şu naçizane sözlük karalayıcısı:
gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak
sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki granada, belki eylül, belki kırmızı
gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgar
çocukluğun tutmuş da yine aşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a
aşk bile dolduramaz bazı aşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran
heves uykuduysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan
gözlerin şehirden yeni ayrılmış
gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan
hadi git yeni şehirler yık kalbimize bu aşktan (Haydar Ergülen)
DERT:
1) Mart dedin mi akla gelen en saçma kavram. Uzun yaz günlerinin dertleri önemsizmiş gibi fuzûlî bir düşünceye kapılıyor insan. Her dert mevsiminde büyük, her keder zamanında yakıcı, vesselam!
ŞİİR:
1) Temel olsun, yan olsun, mecaz olsun her anlamda bu ayın en güzel kızıdır şiir. Ve hatta dahî bu mevsimin… O ki sizi bizi dinlemez ışık hızıyla yayılır görünmez bir insancıl doğada, bilinmez bir atmosferin derinlerinde. Aşkta, savaşta, evde, sokakta, köprüde, balığın oltada çırpınışında, rakıda buzun çözünmesinde, ezgide, tende, sevgide, sevgilide…
2) Melankolinin adab-ı muaşeret kurallarına uygun yaşandığı en âsude ülkedir şiir. Ki pasaport niyetine şöylemesine dizeler kullanabilirsiniz bu ülkede, ona giderken ve ondan giderken ve ondan kaçarken ve onu bir türlü gelmeyen bir barışı özler gibi özlerken filan:
Ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün,
Ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün;
Serinlik vurdu korulara, canlandı serçelerim;
Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,
Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.
Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da. (Ülkü Tamer)
HATİCE’NİN ELLERİ:
1) Tombul tombul. Kısa parmakları var. Elim ellerinde kayboluyor sanki. Nasıl bir telaş, nasıl bir acele… Bir yerlere yetişme derdinde, habire koşturan bir çift el. Tanrı onları yaratırken (Hatice’yi bir Tanrı yarattı, bunu kabul etmek zorundayım sanırım,) bolca merhamet ve şefkat kullanmış. Malzemesi eksiksiz bir çift el. Bir mart günü bir yağmurda bir insana bir insan olduğunu hatırlatacak kadar güzel, tombul ama zarif bir çift el. Bana kalırsa böyle iyi işler çıkardığında Tanrı’yı takdir etmeyi bilmeliyiz, sevgili ben-i adem kavmi!
2) İnsanlar arasında çok gizli bir dokunuş dili olduğuna inanan şapşalitesi yüksek olan benim, parmak uçlarıyla elimi tarayan Hatice’yi sadece moronların kurabileceği oyuncağımsı cümlelerle garipsediğim için bazen küçük küçük tokatlar olarak yanaklarıma inen elcağızlar… Onlar tam olarak dokunuş sayılmaz elbette. Ama şairlerin dokunuşlar ile ilgili terennümleri kesinkes bu eller ve bu dokunuşlar için gerçek oldu gözümde. Örnek vermeliyim yine ‘şairler mehlesi’nden , konuyu anlamaya çabalayanların akıl sağlığının selâmeti için:
İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. (Cemal Süreya)
ÇOCUK VE ALLAH:
1) Birbirinden ayrılmaz iki koca, iki küçük, iki acayip, iki tuhaf, iki tanımsız kavram –ki mart boyu başıma musallat ettiğim Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bu iki kutsalı biraraya getirdiğinde herkesin bu biraradalığa şaşıracağını hesaba katarak yazdığından emin olduğum bir kitaptan daha ‘kitap’ olan şiirler bütünü. Aklımda sınıfın penceresinden teee uzaklarda bir nokta gibi duran Van Kalesi’ne bakarken hissettiğim boşluk hissi… Bunu tanımlamak için yazılmış her bir şiir, Allah’ı çocukla tanımlamaya çalışan efsûnî dizeler evreni. Hiç hissettiniz mi? Gelişim evresi olarak artık ‘soyut işlemler dönemi’ne geçmiş, büyüdüğünün farkında bir çocukken, Allah’tan bahsedildiğinde ürken, merakı katlanarak uzay boşluğuna yükselen ve ordan empati kurup Allah’ın gözleriyle –eğer varsa tabii- kendine, yok yok, bir bütün insana bakan bir çocuk, uzaklara çok uzaklara bakarken içinde böylesi, iman gibi kocaman bir boşluk hisseder. Bu Allah’ı ararken kendini keşfeden çocuğun belki de ilk saplantısı olur. Ve sanırım bu saplantısına saplanıp kalmış çocuk bir ‘iman-kâmil’ olarak ben mart boyu bu boşluğa düşüp düşüp Allah’ı aradım. Tehlikeli mi dersiniz?
2) Her biri hayat kadar şaşırtıcı iki temel gerçeğimiz. Sanal sözlüklerden birinde –tabii ki benim sözlüğümden daha tutarlı ve acayip bir sözlükte- geçen gün gördüğüm bir cümlesiyle hayalgücümü sessize alan anonim bir arkadaştan alıntı: “garip bir ikili! geçen gün sokakta bi çocuk ”en büyük allah başka büyük yok!!” diye bağırıyodu hiç bir anlam veremedim kendisine!!”
3) İşte böyle böyle beni şaşkınlıklara sevkeden şairin yazmaktan korkmadığı bir şiirde bir araya getirmesinden ziyade bir araya getirme şekline şaşırdığım muhteşem ikili:
Çocuklar korkunç, Allahım,
Elleri, yüzleri, saçları.
Uyurlar bütün gece
Yok sana ihtiyaçları.
Çocuklar korkunç Allah’ım,
Bebek yaparlar, haçları.
Aşina değiller hatıramıza
Severken aynı ağaçları. (F. Hüsnü Dağlarca)
NEWROZ:
1) Demirci Kawa’nın torunlarınca Kazlıçeşme dolaylarında ateşler ateşler içinde kutlanası gelmiş yakın bayramım benim! Yerim seni u lu luuuuu! Bahar filan diyorlar ya, yalan be güzelim! Newroz kendi başına baharı altedecek güçte makro-politik bir olaydır, devinimdir, eylem-ötesi bir realitedir artık. Siz sanıyor musun ki öyle meşaleler meşale, sahnelere çıkan Rojda’lar Rojda kalır Newroz günü, ha cancağızlarım? O ki temeline yandığım uygarlığın çok ortak ve bit tabii çok eski bayramı bana kasvetli bir festival yerini anımsatadururken güzeldi. Şimdilerde bizi Newroz’un -ideolojik olarak- Orta Asya’dan kalma olduğuna inandırmaya çalışan sersemcağız resmi fikirlerin, pardon zırvaların, Sultanahmet meydanında yumurta tokuşturmaca, demir dövmece, resmî erkânı pantiklemece-dürtmece filan oynayışına sahne olan zavallı bayram! Oysa şimdi bu festival yerinde simitçi simidini satmaya çalışıyor, hatta yok, bir önceki geceden ertesi günün planlarını yapıp güzelim bayramı fırsata dönüştürmek gibi sinsi fikirler peşinde koşuyor ve ortada kocaman kocaman siyasi demeçlerin üzerine dökülen bir avuç susam kalıyor bize. Benimki de laf! Madem festival alanı, simitçi simidini satacak elbet. Ben galiba şemsiyecilere kızdığım gibi kızıyorum simitçilere, simitçilerin pazarlama stratejisine filan: “Werin werin! Simîdên aştiyê ne ev! Simîdên azadiyê ne, simîdên biratiyê ne…” (Gelin gelin! Barış simitleri bunlar, özgürlük simitleri, kardeşlik simitleri…) Hiçbiri de demiyor ki “Abla gel, Newroz simitleri bunlar!” falan filan. İmansız simitçiler!
HALEPÇE:
1) DÎROK
“Bû deqek tenî
Rûnişt li ser eniya min.
Navê te: Helebçe!” (Berken Bereh)
2) TARİH
“Katran bir karaleke olup
Gelip kondu alnıma:
Senin adın: Halepçe!”
Yazarın Son Yazıları
- Hollywood: Nedir, Ne Değildir?
- Neden Boykot?
- Şox û Şengê, Xerabrengê
- Feda, Veda ve Bawke
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Değişime 30 Gün Kala
- Kasap
- Filmi 11 yaşındaki oğlum ile birlikte izledim . Başını kaçırmışız ne yazık ki a...
- az evvel bu filmin bir kısmını trt'de izledim. tamamını izleyemedim ama çok sevd...
- şimdi trt 1 de izledim bu filmi gerçekten taktire şayan bir film izlmensei gerek...
- Hem gocuk giyip hem özel okulda okuyosun
Okulun sağ yolun sol...
Bu ne iş gard...
- ama bizimde atalarımızdan duyduğumuz kadarıyla sımkoda kürt milletine bi çok ezi...
- Öncelikle zeitgeist hakkında bize tartşma imkanı verdiği için Helin\'e
çok çok...
- Öncelikle Berlin in yagmurlu bir gecesinden sevgilerimi sunarak baslamak istiyor...
- bu filmi dü izledim 10 numara hacı...
Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok
Hollywood: Nedir, Ne Değildir?
More In Edebiyat
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Kasap
- Kadın Yoktur
- Kemal Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup
- Belki De En Baştan Başlamalı
Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok
Şox û Şengê, Xerabrengê
More In Müzik
- Pop Müziğin Kralı’na Son Veda
- Hayat Hırsızı Bir Darbe Kültürü: Arabesk
- En İyi Sanatçı, Ölü Sanatçı Mıdır?
- Müzik ve Ruh
- Arap Işıması: Feyruz


Yorumla, Koala!