Perşembe, Mart 11, 2010 5:06 - Yorum Yok
Okunmuş “Tekbirlik” Diziler
Tek sorunumuzun bu geri kalmışlık, yoksulluk olduğunu çoktan idrak eden cemaat, kurban bayramlarında ve ramazanlarda bol bol gıda dağıtarak böylece içimizdeki habis ruhu, okunmuş, öfkelenmiş bu mübarek gıdalar vasıtasıyla öldürüp kimlik arayışı gibi bir yanılsamadan kurtarmasını ummuyorlar uzun süredir.
Günümüz Türkiye’sinde yaşanan birçok siyasi sorunun, kin ve nefret ortamının şüphesiz tarihsel, siyasi, psikolojik birçok nedeni var. :unları zenofobik bir zemin üzerinde tekrar kurgulayıp üreten, ötekini aşağılayan, çarpıtan ve problemleri kısır döngüye çeviren Türkiye medyasının buradaki olumsuz rolü yadsınamaz. Bu kısa yazıda imkânların el verdiği ölçüde “Tek Türkiye” dizisi ve yayınlandığı kanalın (STV) temsil ettiği cemaatin (Gülen Cemaati) düşünce dünyası arasındaki pareliliklere ve ordan yabancı düşmanlığı, yabancı korkusuna değinmeye çalışacağım. Tabi bu konuların çok daha kapsamlı olarak ele alınması gerektiğini biliyor, bu sebeple birçok şeyi özet geçiyorum.
Uzun süre önce birkaç bölümünü izlemiş olduğum ve sonrasında “tiryakisi” kesildiğim” Tek Türkiye” dizisi kanımca birçok tarihsel, ( Türk İslam sentezinin ve devletin Kürt meselesi karşısındaki klişe tavrı), sosyolojik ( Sadece coğrafik bir dağlık alan olarak içi boşlatılan sosyoloji bilimi ve kendi kendinin oryantalisti olma hali) ve psikanalist okumalara açık olması sebebiyle (Kötülüğün tezahür etme biçimleri ve çarpık fanteziler bağlamında) zengin malzemeler barındıran bir yapım.
Konya yakınlarında dağlık bir köyde çekilen, yapımcıları tarafından beyaz bir sayfa kadar temiz kalpli gençlerimizin PKK gibi korkunç bir örgüte katılmalarına engel olmak, bir nebze olsun onları doğru yola çekmek gibi son derece iyi niyetli ve ulvi bir gaye ile yapıldığının altı çiziler bir dizi ” Tek Türkiye”. “Mazlum kimsesiz, bilgisiz, gariban bir Kürt köyünün”, “zalim, aşağılık PKK” örgütüne karşı onurlu mücadelesi anlatılıyor. Dizi baştan sona gerçeklerin (olay) mahalline uğramadan, Türkiye’de resmi raporlara dahi giren onca bilgiye rağmen hakikati tamamıyla tersyüz ederek, birçok psikolojik hastalıktan muzdarip olduğu anlaşılan insanların korkunç bilinçaltlarından fırlamış sığ, hakkaniyetsiz, saldırgan, bir çerçeveyle çizilen özelde PKK’yı genelde Kürt halkını aşağılayan bir mantalite üzerine kurulu. Konuyu kısa tutmak adına dizide sürekli ön plana çıkan iki toplumsal figürden (Doktor ve Köy imamı) ve bu figürlerin altında yatan kültürel ideolojik kodlara daha yakından bakalım istiyorum.
İlerlemenin, bilimsel bilginin hatta modernleşmenin temsilcisi ahir zaman evliyası bir doktor geri kalmış, cahil törelerin kıskacında inleyen, dağlık, medeniyetten uzak bir Kürt köyüne mehdi suretinde nazil olur. Medeniyetin ve ilmin vermiş olduğu görev bilinciyle hemen işe başlar doktor. Köylülere acır ve onları (Zencileri, Aborjin’leri, Kızılderilileri… Kürtleri) içerde dışarıda, çayırda, dağda, ayakta, yatakta ihya eder.. Köy halkının doktora karşı ilgisi, siyah adamın beyazla karşılaşmasını andıran ağzı açık ve hayranlık dolu şaşkın bakışların bir müddet sonra müthiş platonik bir aşka dönüşmesiyle irşat tamamlanmış ve görev bitmiş olacaktır. (bkz: İrşat Ekseni Fetullah Gülen) Bu sakat algı cumhuriyet döneminin idealist öğretmenlerinin “Orda bir köy var”a gidip “Dağ Çiçeklerim”i (Bkz Dağ Çiçeklerim, Sıdıka Avar) eğitip Türkü’n yüce kudreti ve devletimizin su geçirmez koru(yu)culuğunu anlattığı öğretmenlerin doktor kimliğinde vücut bulmuş halidir. Öğretmenden doktorluğa terfi etmenin nedeni bu münevver abimizin karşısında sadece cahil bir kesimle değil, kötükaka, ipe sapa gelmez, anarşik, komünist duygularla ruhu hastalanmış, devletin birliğine-yekliğine- tekliğine- nihayetinde üniterliğine maazallah göz dikmiş, inanç buhranında debelenen kimseler vardır artık. Bu yüzden doktorluk mesleğinin tedavi etme faktörü maddi olanın ötesinde imamın manevi kudreti, güçlü nefesiyle birleşip maddi ve manevi bir tedaviyle aydınlama süreci başlayacaktır. İmamın cumhuriyet iklimindeki öcü kimliğinden, gericiliğin sembolünden olumlu bir role terfisi etmesi aşağı yukarı aynı ihtiyaçtan olup değişen ülke koşularında (potansiyel düşman dönüşümü) saklı.
Artık düşman sadece cahil değildir. Yukarıda belirtildiği gibi komünizm diye bir tehlike varken Harunyahyavari bir çabayla mücadeleye girişip inancın, sabrın birlik ve bütünlüğün(din birliği) sembolü olmuştur. Ve bu iki yüce güç - “Doğu”nun maneviyatı ile “Batı”nın ilmi iki koldan birleşmesi, bir doğu-batı çelişkisinin simülasyon düzeyinde çözümü ve sanal tatmini ile habis düşman (PKK-Ermeni-ecnebi kışkırtması) alt edilecektir. Düşman olarak yaftalanan şahıs kademe, kademe inançsızlığa doğru yol çizer. Önce yolunu şaşırmış olan bu Kürt,- şüpheye düşen mümin- sonra domuz eti yiyerek dinden çıkıp en son da sünnetsiz olduğu anlaşılınca, Müslümanlık aklanıp tüm kötülük başkasında, ötekisinde (ecnebi ya da gâvurda) somutlaşır. Ve vicdan bir daha rahatlarken yüksek düzeyde katarsisle seyirci iyice arınacaktır. Bunca kötülüğü yapanların, itici kuvvetinin inançsızlık olarak kurgulandığı film, Maraş’ta, Sivas’ta asla domuz eti yemeyip ama pişmiş insan eti kokusuna düşkün olan kebap (Madımak oteli altındaki güzel kebap salonu) ve lahmacunla beslenen tekbirli Sünni kitleyle doksan dokuzluk tespih boncukları gibi dağılmıştı maalesef.
Gelelim dizinin-cemaatin- seyircinin söyleminde Kürt meselesine.
Mesut Yeğen “Devlet Söyleminde Kürt Sorunu” adlı kapsamlı ve yetkin çalışmasında devletin “Kürt Sorunu” karışsında yıllardır kurgulamış olduğu söylemin ince bir analizini yapar. Ve cumhuriyetin yıllardır bir ulusal hak talebi olan mücadeleyi sırasıyla irticai faaliyetler- şaki ve eşkıya problemi- ecnebi (dış mihrakların) kışkırtması -geri kalmışlık olarak özetler. Şimdi resmi zulüm söyleminin kurguladığı ve binlerce kurbana mal olmuş bir dilin en klişe halinden hala medet ummak neye denk gelir. Daha da önemlisi dünyaya hoşgörü yağmurlarıyla açılan, diyaloğu ve empatiyi portatif köprüler gibi yanlarında taşıyan Gülen ve cemaatinin söylemleri nasıl oluyor da bu kadar adaletsiz ve faili meçhul üzerine kurulu bir meseleyi, bu çivisi çıkmış, ellerinde patlamış (bkz-elinde bomba patlayan er, Elazığ) bir bakışla ele alır.
*Dizide PKK’ya katılan, ya kandırıldığı için ya da içindeki eşkıyaya engel olamayıp -haraç kesip tecavüz etmek için- ya da cahilliğinden katılıyor. Dikkat ederseniz yıllardır bize(Kürt’lere) aslında siz yoksunuz, sorununuz da yok deniliyor. “Bir olay varsa da, ya eşkıyalık ya da geri kalmışlıktan ileri gelir” diyenler Silivri’de yatanlarla aynı paralellikte düşünmektedir. Ama tarihin garip bir cilvesi mi bilinmez, bugün Silivri’dekiler ile Silivri dışında “tektürkiyedekiler” arasında mesafe oldukça açılmakta. Ortak noktaları, (Kürt soruna bakış v.b.) ayrı noktaları kadar çok değilmiş meğer.
Biz izleyicilere düşen ise; sır kapılarından geçmiş, basiret gözleri açılmış sevgili Samanyolu TV’nin bilen- teslim alan, öğreten, hükmeden -doğrusuna karar veren beyaz adamın şıklığı ve iğrenç kibriyle gelip kara derilerimizi aksakalından, vahiyli rüyalarından aldığı destekle beyaz lekeler bırakıp gitmesine izin vermektir. Böylelikle biz hımbıl, tez kanan, eşkıya artığı Kürt’leri hidayete eriştirmesini ummaktır. Zaten tek sorunumuzun bu geri kalmışlık yoksulluk olduğunu çoktan idrak eden cemaat, kurban bayramlarında ve ramazanlarda bol bol gıda dağıtarak böylece içimizdeki habis ruhu, okunmuş, öfkelenmiş bu mübarek gıdalar vasıtasıyla öldürüp kimlik arayışı gibi bir yanılsamadan kurtarmasını ummuyorlar uzun süredir.
Yapılan bazı anketlerde yabancı komşu istememe şeklinde tezahür eden bu korku ayrıntılı bir şekilde irdelenmeye değer. Buna paralel olarak tarih kitaplarından basit bir dilbilgisi cümlesine kadar “öteki” hep kötülüğün sembolü, Türk milleti de kahramanlık ve medeniyetin yegâne temsilcisi olarak anlatılır. Bugün Türkiye’de kanı bozukluk yabancı anlamında, Yahudilik, Ermeni Dölü gibi etki gücünü başka bir ulusa benzetilme korkusundan alan birçok kavram galiz küfür niyetine kullanabilmektedir. Osmanlının yedi cihanda at koşturup istediği yerleri cihadın aşkıyla zapt u rap altına alınca kahramanlık; alamadıklarına da diyalektik bir tarih anlayışından çok uzak nedenler sıralayıp başkasının evinde, bağrında ne aradığımızı sorgulamayı akıl etmeyen mili tarihin işlenişi bu ecnebi nefretinin en iyi örneğidir. Hatta biz o kadar çok iyiyiz ki kötülük içimizden değil ancak korkunç ve söylenirken bile müstehcen bir tını taşıyan “dış mihraklardan” gelir. Tek Türkiye ve benzeri birçok dizi bu söylemi en geniş anlamıyla kurgulayıp üretmekten imtina etmezler. Konuyu kısa kesmek adına Türk Müttefiktir. Nihal Atsız’ın oğlu Yağmur’a vasiyeti ve hala da ders kitaplarında bulunan ve mili bayramlarımızda kitleyi coşturup kızgın bir boğa gibi kışkırtan Arif Nihat Asya’nın şiirden iki alıntı yapmak istiyorum. Bu şiirler aynı zamanda bu dizileri yapanların zihin dünyalarına da ışık tutmaktadır.
Nihal Atsız’ın vasiyeti…
Yağmur Oğlum;
Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol!
Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, A-raplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Ro-menler yeni düşmanlarımızdır.
Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.
Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler i-çerideki düşmanlarımızdır.
Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
Tanrı yardımcın olsun!
Arif Nihat Asya Bayrak şiirinden bir dörtlük.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
- Hollywood: Nedir, Ne Değildir?
- Neden Boykot?
- Şox û Şengê, Xerabrengê
- Feda, Veda ve Bawke
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Değişime 30 Gün Kala
- Kasap
- Filmi 11 yaşındaki oğlum ile birlikte izledim . Başını kaçırmışız ne yazık ki a...
- az evvel bu filmin bir kısmını trt'de izledim. tamamını izleyemedim ama çok sevd...
- şimdi trt 1 de izledim bu filmi gerçekten taktire şayan bir film izlmensei gerek...
- Hem gocuk giyip hem özel okulda okuyosun
Okulun sağ yolun sol...
Bu ne iş gard...
- ama bizimde atalarımızdan duyduğumuz kadarıyla sımkoda kürt milletine bi çok ezi...
- Öncelikle zeitgeist hakkında bize tartşma imkanı verdiği için Helin\'e
çok çok...
- Öncelikle Berlin in yagmurlu bir gecesinden sevgilerimi sunarak baslamak istiyor...
- bu filmi dü izledim 10 numara hacı...
Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok
Hollywood: Nedir, Ne Değildir?
More In Edebiyat
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Kasap
- Kadın Yoktur
- Kemal Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup
- Belki De En Baştan Başlamalı
Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok
Şox û Şengê, Xerabrengê
More In Müzik
- Pop Müziğin Kralı’na Son Veda
- Hayat Hırsızı Bir Darbe Kültürü: Arabesk
- En İyi Sanatçı, Ölü Sanatçı Mıdır?
- Müzik ve Ruh
- Arap Işıması: Feyruz


Yorumla, Koala!