Perşembe, Şubat 25, 2010 3:33 - 1 Yorum
Merserize Kazaklı Çocuğun Pastörize Hikâyeleri
Sanatçılar toplanmış, Kürt meselesini çözecekler. Derdime derman olası Ferdi Tayfur bile vardı içlerinde. En basitinden mesela dayasa elini kulağına, “Hey felekê, xayînê te çima wiha kir,/ te konê me ji nav kona rakir,/ dilê dostan şikand, yê dujminan bi me şa kir./ Felekê yeman, xayînê yeman!..” diye bir “kilam” tuttursa var ya, yemin içerim(!) bütün haklarımdan vazgeçerim, naçizane bir Kürt olarak. Ne meselem kalır ne sorunum.
Beynimdeki bütün yanmış devreler aşkına!
Her şeyin başı boş bir sayfa. Sayfanın başında paragraf, paragrafın başında, yazıdan aşağı sarkıtmış altın sarısı saçlarını Rapunzel.
Masal diyarı tümceler ama hayat sanal be kardeşim! Senin nazarındaki gerçek başkasının hayali bile değilken, pireler berber ve saz arkadaşları develer tellâl iken, okuduğun her satır beynindeki bir başka devreyi yakıp dururken, orada dur işte! Ahmet Haşim’in akşamına basmayasın. Gurabâhane-yi Laklakan’dır o sınır. Düşkün Leylekler Evi. Senin gibi sıyırmaktan korkanlar için inziva mekânı.
Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün yaratabilseydik şiirlerden ve şairlerden… Kimse basmasaydı kimsenin damarına, hiçbir yavuklu giymeseydi basma bir fistan, uzamasaydı sakallarımız çıtırtılarla mavi, yetimlere ağıt yaksaydık durmadan ve durmadan ve durmadan…
“yattım yere bakıyorum toprağın hisli eşitliğine
sular sınırları pasaportsuz geçer
asıl azınlık yerkürenin kendisidir
tek millet, gökyüzüdür ölürken yürekli düşünüldüğünde” (1)
Sen hiç kurbağa, kaplumbağa filan öldürdün mü? Ben çok öldürdüm. Büyünce cellat olmalıyım ben. Çok gizemli hikâyeleri varmış. Kara Kara Kapkara Kitaplardan öğrendim. Düşünsene, işin öldürmek! Başkasının canı pahasına kurtarmaya çalıştığı bir ruhu söküp almak bedeninden. Nasıl gırgır, nasıl şamata! Çok eğleniyoruz biz burda. Mülteci kampına benzeyen şehirlerimiz var. Tanrı desen, boşladık onu çoktan. O zaten bizi hiç sevmedi ki! Fakiriz, kısalıyor geceler de, nörtnala sevişmek demlerindeyiz. Cemal Süreya dirilsin, iki hayat daha yaşasın istiyorum içten içe. Torunlarım da okusun onun şiirlerini. Ama bazı bazı şairi benzetmek güzel olurdu. Mecaz filan değil kurban olduğumun şapşal kulu; ciddi ciddi ağzını burnunu kırarak benzetmek. Mübalağa ediyorum canım. Edebiyat Bilgi ve Teorileri dersini dinleseydin Rahşan Hoca defalarca anlatmıştı. Sonracığıma, hatırlasana sürekli tekrar ettiği mantıklı, önermemsi bir şey vardı. Önerme değilse benim teşbihte hata var, o ayrı mesele. Derdi ki sürekli: Esnerken ağzınızı kapatın, şeytan sokar sonra yumruğunu içeri. Bir keresinde Caner esnerken ağzını kapatmadığı için çok kızmıştı hatırladın mı? Bence dersin amacını sorgulamaktan vazgeç. Sonuçta ‘müstefîlün müstefîlün müstefîlün’ kalıbı, kullanan yok ki. Mesneviye uymaz bir kere. İskender Pala çare bulsun, acil!
Güncel olayları karıştır hikâyene biraz, yani durulur gibi olduğun zaman. O zaman her şeyi piç etmek daha kolaydır. Yargı reformu mesela ülkedeki bütün meseleleri çözer diye düşün. E tabii, sabahları kahvaltıda anayasa kitapçığı kemiren insanlar değil miyiz? Daha leziz bir şey olsa şu meret her şey hallolur. Hukukun üstünlüğünden dem vur yada, pozisyon zenginliği olsun: Yasama, yürütme, yargı. Üçünün de canı cehenneme!
-Ama bu yolla yargıya saldırıyorlar? Hem de sistematik!
-Sen düz devam et, ışıklardan sola sap.
Sanatçılar toplanmış, Kürt meselesini çözecekler. Derdime derman olası Ferdi Tayfur bile vardı içlerinde. En basitinden mesela dayasa elini kulağına, “Hey felekê, xayînê te çima wiha kir,/ te konê me ji nav kona rakir,/ dilê dostan şikand, yê dujminan bi me şa kir./ Felekê yeman, xayînê yeman!..” diye bir “kilam” tuttursa var ya, yemin içerim(!) bütün haklarımdan vazgeçerim, naçizane bir Kürt olarak. Ne meselem kalır ne sorunum.
Ki bu benim nikâhı düşmüş bağlantısızlıklarıma deyim-ul tabir bulmak da kolay: yerinde ve caiz. De ki mesela: dökülsün eteğimizdeki taşlar!
Abrakadabraaa! Gevşer sinirlerin, medyaya küfredersin biraz da, rahatlarsın. Ve sonra her şeyin daha kötüye gideceği gerçeğiyle korkmadan yüzleş.
O zaman belki okumak okumak okumak ve durmadan okumak yüzünden kafayı sıyıran “Şehzadenin Hikâyesi”ni anlarsın. Hatta uslu bir çocuk olursan Şirinler’i görebilir, belki Muz Sesleri’ni bile dinleyebilirsin. Bir ağustos günü, içinde bir Beyrut özlemi depreşirse şayet… Çuk çuk çuk! Feyruz dinlersin sonra: “Li Beyrûd! Min qelbî selemun, li Beyrûd…”
Bunun Kürtçesi olmaz gözüm, çeviremem işte, niye anlamak istemiyorsun? Arapça olur ama: İnna lillâhî ve inna ileyhî râcîûn. En güzide içsavaşlara dönüş! Zaten hep bir yerlere bir yerlerden dönmek değil midir hayat? Sen dönmeyecek misin tencere suratlı arkadaşım, sırıtıp durma! Kaçıyor keçiler, haberin yok! Ölüsüne rahmet ebenin.
Dürtme içimdeki seri katili, ey canik toplum! ‘Suç işlemeye meyilli’ diye geçer kayıtlara. Korkmaz mısın ölmekten, öldürmekten? Kariyerin ne olacak?
Cem Karaca dinliyormuş sürekli. Yani sürekli derken, öyle Kerkük’ün Zındanı filan değil. “Evet evet, beni siz delirttiniz!” der dururmuş. Aslında iyi çocuktu, efendiydi, çok çok ağırbaşlıydı. Kız da seviyordu onu. Ama kader işte! Alnımızda yazanı silemeyiz ki Halime Bacı!
Bir kutu dolusu Pandorra zırvalığı!
Taksim’deki kutuyu gördün mü? Belki benim devreleri yakan zırvalıklardan biri odur. Her gördüğümde hınçtan deli oldum ha! www.herseyonunicinde.com, bu siteye gir. Her şey, o kutunun içindeymiş. Düşünsene adamlar meydanın ortasında hop diye kutuyu açıp içinden bir tutam ölümsüzlük otu çıkarıyorlarmış! Nasıl döt olurdum o zaman! Bana sorarsan böye saçma saçma reklamlar, pazarlama stratejileri, dötünden merak unsuru yaratmalar filan, bunlarla işte toplumun ruh sağlığı bozuluyor. En azından benimkini bozuyorlar, ondan eminim. Dedim ya benim devreleri yaktılar diye. E düşünsene bir, görmüşsün bir kere o ahmak kutuyu, hissediyorsun zaten içinden fıs bir şey çıkacağını ama gene de geçerken filan, yada otobüsün camından o kutunun ekranına baktığında merak ediyorsun işte içinde ne olduğunu. Hoş, sonra açtılar da içinden ne çıktığına bile bakmadım bir zahmet. Ölümsüzlük otu olmadığına eminim Gılgamış! O destan bu sayfaya uğramaz canikom. Antik antik fikirler zırvalama lütfen!
Gölgelerin gücü adına burda sigara içme! Kapalı alan: atmosfer! Sen niye habire habire yasakları delmek istiyorsun? Anarşik misin yoksa? Gülhane’de çimlere basmasan ölürdün sanki! Şair Gülhane’de bir ceviz ağacına dünyanın imgesini sığdırıyor sen çimlerde mart kedisi gibi debeleniyorsun.
Ah benim mikrodalga beyinli arkadaşım!..
-Mahalle baskısı diye bir şey çöreklendi üzerime.
-Ben de aşık oldum galiba.
-Benim derdim aşık olmaya benzemiyor tabii, romantizmini yesinler! Zorla türbana sokulmuş genç bir kız gibi hissediyorsun kendini. İğfal edilmiş özgürlük alanı…
Bazen iyice kopuyor kayış. Olur olmaz kederlenmeler, hederolmalar, zarar-ziyan bir yanlızlık… Sanki öyle alakasız, doğaçlama bir şiir okusam şu gökkubbeye,
düzelecek her şey…
..ve nihayet gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.
Masallarla indi yere
Sebil oldu cümle hikâyelere
kara kara kazanlar da kaynadı
Diyar diyar al kanlara boyandı
Türküler de ateş alev yandı tutuştu
Gördes kiliminde nakış
Minyatür bahçelerinde suret kesildi.
Ve nihayet gelip çattı
Elveda belirsiz bedava sevince
Uçan kuşa eşe dosta elveda
Bütün haşmetiyle gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı. (2)
Sana kalsa, şair burda ölümle yaşam arasındaki tezatı vurguluyor dersin. Öyle değil işte. Hayattayken ölümle ilgili atıp tutanlar hayalgücü tersine doğru gelişkin olanlardır. Sen hiç öldün mü? O zaman ölümün ne olduğunu nerden bilebilirsin ki hıyarto? Mezun olup o lanet olası diplomana kavuşsan belki bir daha uğramazsın bu şehre. Bunu niye söyledim sence, hatırlayasın diye elbette. “Unuttuğun, unutmaya çalıştığın ne varsa…” Açık yaraya melhem şiirler, Birhan Keskinvari şiir evreni: “Aksın, içimde bir nehir gibi dolanan keder!..”
Hatırladın mı? Nazan Bekiroğlu, ‘Mezuniyet Gecesi’. Kaç kere okumuştun? Sen de artık biliyorsun ki “bir ekim akşam üzerinde (sabah mıydı) getirip suyun kıyısında bıraktığı merserize kazaklı o çocuğun gözleriyle” bakmıyorsun dünyaya. O zamanlar birbirine karışmayacak kadar net hikâyelerin vardı. Ve tabii fikirlerin…
‘Sana dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğim İstanbul!’ ‘Tek yol devrim!’ Şartlar mı değişti? O zaman ‘Çare Sarıgül’. Duvarda yazıya ayrılmış kocamanlıklar boş kalırsa kopar kıyamet. Yine de her şeyi yerli yerine oturtmak için aradığın sözün hâlâ Ömer Hayyam Köprüsü’nün ayaklarından birinde üç yıl öncesinden kalma antika bir çıkartma olarak durduğunu biliyorsun. O zaman, ‘1 Mayıs’ta Taksim’e!’
Eninde sonunda dönüp dolaşıp geldiğin yer işte. Kürkçü dükkanındır o senin, avlanma korkusuyla kafayı sıyırmış tilkicik balığım benim! Galata’dan bak dünyaya. Köprüden… Orhan Veli gibi bak. İlham ara, oltaların suya atılırken çıkardığı o garip ‘cumburlop’ seslerinde. ‘Baskül köprüde balık tutmak yasaktır!’ Ama ekmekarası balık üzerine dördü dört liradan dört bira içip sarhoş olduğunda köprüyü geçip o Karaköy yokuşundan İstiklal’e çıkmak da ölümdür! Aslında bunun da kolayını buldum ben. En sevdiğin şarkıydı, türküydü, memleket marşıydı, artık aklına hangi zırva ziyan gelirse söyleye söyleye yokuşu tırmanmak. ‘Tombul Tombul Memeler’ de olur, ‘Türkiyem Canım Benim’ de… Ne mi söylerim ben? Mesela:
qumrîkê ez romî me belê
delalê ez romî me
kumsor û efendî me belê
kumsor û efendî me
xulam çavên reşbelek
‘eşqa keçika gundî me
de yar yar yar, de yar yar yar
de yar yar yar, de yar yar
de yar yar yar, de yar yar
bê te sebra min nayê
bê te xewka min nayê… (3)
Grande Reu de Pera! Nam-ı uyduruk İstiklal! Caddede yürümenin zevki, insanların yüzlerindeki hikâyede kaybolma özgürlüğüdür. O cadde herkesin özgürlük alanı.
O caddede çok az yerde bulunan bir şey var. Yüzler, sesler ve renkler… Özgürlüğe değil ama hayatın kasvetli büyüklüğüne şaşırmak için çok müsait.
Kaybolayım o hikâyelerde istiyorum.
Bütün ‘şey’leri de ayrı yazmaya çalışıyorum. Yalnızlığıma ve yanmış devrelerime dâlâlet eder, vasiyetimdir!
Hikâyeler uçuşuyor bir yandan. Sol tarafta da hep bir şiir istilası. Ama ne zaman bu duyguya kapılsam, yani beynimdeki devrelerden birkaçının yandığına inansam herkesin bana karşı kurulmuş bir kumpasın içinde olduğunu düşünürüm. Hayat işte! Neler düşündürtmez ki adama…
Bana kalırsa herkes de benim gibi karıştırıyor bir şeyleri birbirine. Yani yerine oturmamış binlerce imge… Çoğu bulanık. Ama sınırsız bir güzelliğe bir buzlu camın ardından bakmaksa yaşamak, bırakırım tasayı-kederi bir yana, kaldırır kadehimi, söylerim söyleyeceğimi:
Hayat, şerefe!
Yazarın Son Yazıları
1 Yorum
gulê
Yorumla, Koala!
- Hollywood : Nedir Ne Değildir
- Neden Boykot?
- Şox û Şengê, Xerabrengê
- Feda, Veda ve Bawke
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Değişime 30 Gün Kala
- Kasap
- Filmi 11 yaşındaki oğlum ile birlikte izledim . Başını kaçırmışız ne yazık ki a...
- az evvel bu filmin bir kısmını trt'de izledim. tamamını izleyemedim ama çok sevd...
- şimdi trt 1 de izledim bu filmi gerçekten taktire şayan bir film izlmensei gerek...
- Hem gocuk giyip hem özel okulda okuyosun
Okulun sağ yolun sol...
Bu ne iş gard...
- ama bizimde atalarımızdan duyduğumuz kadarıyla sımkoda kürt milletine bi çok ezi...
- Öncelikle zeitgeist hakkında bize tartşma imkanı verdiği için Helin\'e
çok çok...
- Öncelikle Berlin in yagmurlu bir gecesinden sevgilerimi sunarak baslamak istiyor...
- bu filmi dü izledim 10 numara hacı...
Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok
Hollywood : Nedir Ne Değildir
More In Edebiyat
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Kasap
- Kadın Yoktur
- Kemal Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup
- Belki De En Baştan Başlamalı
Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok
Şox û Şengê, Xerabrengê
More In Müzik
- Pop Müziğin Kralı’na Son Veda
- Hayat Hırsızı Bir Darbe Kültürü: Arabesk
- En İyi Sanatçı, Ölü Sanatçı Mıdır?
- Müzik ve Ruh
- Arap Işıması: Feyruz


yazıyı biraz(cık)geç okudum sanırım.ama çok güzeldi