Pazar, Şubat 7, 2010 22:20 - 4 Yorum

“Dilin olmazsa sen neylersin çocuk?”

yilmazlar.jpg    ‘Popülist Demirtaş’ senin o şaşaalı özgürlük alanına girmedi Yılo! Sordu işte: “Dilin olmazsa sen neylersin?” diye! İyi niyetten şüphen olmasın elbet! Bizim de senin iyi niyetinden şüphemiz yok, bilesin! Sana ne yapman gerektiğini değil belki ama iyi yaptığın işler arasında ‘nelerin’ de görülmek istendiğini hatırlattı o çağrı. Sanatçının kendi algısına, tamı tamına -cuk!- tabiriyle, ‘keyfine’ bırakamayacağı kadar büyük sorumlulukları vardır siyasetçilerin. Hele ki bu siyasetçi yıkık dökük bir ‘iç ülke’nin ‘kimliği gereğinden fazla sorgulanmış’ bir siyasetçisiyse…


bawerronahi21

Bawer Ronahî


Dostlarım, sevgili Artos Dağı sakinleri!

Yandaşlarım, soydaşlarım, kandaşlarım, ırkdaşlarım ve de türdeşlerim!

Çok kıymetli Hakkari halkı!

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerden bildiriyorum. Hem de capcanlı!

Siz sevgili Cenevre halkının da malumudur ki son günlerde bizim mehle’nin Deli Emin’i, nam-ı diğer Yılmaz Erdoğan “Söz ola kese başı” kıvamında bol naneli laflar ededurmuş, ortalık tarûmar, gündem fakr-u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüştür. Ondan sonra gelsin tepkiler, gitsin tepikler!

Uğruna feda olasım gelen şu cennet vatanın “harikalar diyarı” payitahtında Barış ve Demokrasi Partisi kongreler kongresini yapadururken, gaflet edip bizim mehle’nin eski sakinlerinden bir kaç cancağıza çağrıda bulunan Selahattin Demirtaş kardeşceğimiz -çok  büsbüyük ihtimalle farkında olmayaraktan- fena hâlde patlayası gelmiş bir barut fıçısına ataş dadandırmıştır. (Şindî sen diyecaxsan niye kundiro, ne ataşi, ne barudi kebrax?! Anlatam saan heyran, anlatam…)

Vakti zamanında, naçizane ilçemiz Siverek’in kırk yedi haneli ‘falan da filan da fistan’ köyünün ‘İmparator’u İbrahim Datlıses, Hewlêr’de konser vermeye gidende, dozajına yandığımın milliyetçiliğiyle “Ben Türk oğlu Türk’üm” demişti de Beyrutlu kargalar bile g.tüyle gülmüştü buna. Konser salonuna Türk Bayrağı da çektirmişti İbo veyahut Altar’ın oğlu Tarkan!  Hoş, karganın gülmeyeceği cinsten bir vecize de değildi ki kardeşim! Kendini Türk hissediyorsun, tamam, amenna! Baban da Türk’müş, ona da eyvallah! Güzel kardeşim, Kürdistan’ın payitahtında ne öter durursun zamanını şaşırmış horoz gibi?

Kimsenin İbo’ya Kürt deme hakkı yoktur, sevgili “Ağrı Dağı’na mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt’ın” kadim halkları!

Çocukcağız heves etmiş, Türk olmuş kurban, ’siye’ nesi?!

İbo’nun üç tunç tas has hoşav suyunda, üç yüz otuz üç kere yıkansa dahi Türk olamayacağı gerçeğini şimdilik hesaptan ayrı tutalım. Anası tek kelime Türkçe bilmez olan bir zat-ı muhteremin, topa gelişine vurmuş da kaleyi ararken taca atmış şaşkaloz bir sağ back oyuncusu gibi şapşallamasının tescilli markasıdır İbo! (Oy! Sevdim bunu, katip laflarımı aynı böyle yaz bir yere!)

Türk olmak ile çiğköfte yoğurmak -ki ikisi de zordur ha!- arasındaki farkı anlayamamış olan Şapşanlıurfa Oxford Üniversitesi mezunu İboşum benim! İstese üç gün sonra kendini Aborjin kökenli de ilan edebilir! Onu bi’ zahmet geçiniz efendim! Amaaaaa! Anlamakta şuncacık beynimin zorluk çektiği ‘kendini şu veya bu kimlikten ilan etme manyaklığı’,

1- Kimin icadıdır?
2- Niye her zaman Kürtler arasında revaçtadır?

Konuyla pek ilgisi olmamakla beraber, şu şaha kaldırmaya çalıştığımız yazı denen doru atını şuralarda bir yerde dinlenceye terk eyleyerek Deli Emin meselesine bağlayalım artık, ki yorulmasın hayvancağız.
Soğuk ve şehirlerarası demeçlerde ‘kendini bilmez bir otonomi’ye gönül veren Yılmaz Erdoğan, çağrısını -çok çok büsbüyük ihtimal adamakıllı anlayamadığı- Selahattin Demirtaş’a cevaben şunları söylediydi: “Siyasetin, sanat üzerinde ‘yapsınlar, etsinler’ deme yetkisi yok. Ne yapacağımızın hatırlatılmasının gereği de yok. Ben iyi niyetten kuşku duymuyorum ama sanatçı kendi algısıyla iş yapar. Ayrıca, Kürtçe iş yapmak da artık normal bir şey. Böyle olmamalı… Benim konuyla ilgili bir reçetem yok. Niyet önemli, üzerimize düşeni yapma iradesi önemli. Bunun kongrelerdeki popülist çağrılarla çözülecek bir şey olduğunu düşünmüyorum”

Ê ben de naçizane sordum artık karınca kararınca: Ne diyorsun ula psikolojik deli? Kongre’deki çağrının aslında bir ‘gönül borcu ödeme ricası’ olduğunu, hadi bilemedin bir çeşit ‘Yılo yapsa iyi yapar’ repliği olduğunu  ben bile anladım! Böyle fevri ve ‘çok çirkin hareketler’e gerek yok arkadaşım! (Bir düşünün; niye Ajdar’a çağrı yapılmıyor da Yılmaz Erdoğan’a yapılıyor? O da Kürt! Çikita mikita kardeşim, sonuçta Kürt!)

Hem popülist nedir kuro? Azılı faşistler vakt-i zamanında sen ‘kimse ölmesin mektupları’ yazarken üzerine çullandığında yine bu delikanlılar sahip çıktı sana. Çıkmadı mı?

Sanatçının özgürlüğü ile ilgili bir damara basıldığı filan yok sevgili Koala Radyo dinleyicileri! Sanatçıya, aydına, yazara, çizere yol göstermek gibi bir şaklabanlık kimin haddine! Beyaz Kürt, Turuncu Türk, Mosmor Müslüman gibilerinden şaşaalı renklendirmeler de, evet, haklısınız, çok çirkin! Ama dilin olmazsa sen neylersin çocuk?

Bir film repliğidir çıkmaz aklımdan: Çetin Tekindor, Ulak’ta sarfedip o sözü, ciğerimi dağlamıştı. Biri kalmasını istiyordu, seyyah gitmeliydi. Biri kalmasını istiyordu ama seyyah başkalarının da bu hikâyeyi dinlemesi gerektiğinden bahsediyordu. Biri kalmasını istiyordu ve seyyah, Çetin Tekindor, “Dilim olmazsa ben neylerim?” diye soruyordu.

Anladım o ara. Dili olmayınca virânedir insan. İşte bu yüzden o çağrının anadilini biliyorum ben.

‘Popülist Demirtaş’ senin o şaşaalı özgürlük alanına girmedi Yılo! Sordu işte: “Dilin olmazsa sen neylersin?” diye!

İyi niyetten şüphen olmasın elbet! Bizim de senin iyi niyetinden şüphemiz yok, bilesin! Sana ne yapman gerektiğini değil belki ama iyi yaptığın işler arasında ‘nelerin’ de görülmek istendiğini hatırlattı o çağrı. Sanatçının kendi algısına, tamı tamına -cuk!- tabiriyle, ‘keyfine’ bırakamayacağı kadar büyük sorumlulukları vardır siyasetçilerin. Hele ki bu siyasetçi yıkık dökük bir ‘iç ülke’nin ‘kimliği gereğinden fazla sorgulanmış’ bir siyasetçisiyse… Belki de sen Selahattin olsan Yılmaz’ı bir kaşık suda boğmak ister, şak diye ‘hain’ yaftasını yapıştırırdın o özene bezene yıllar yıllar boyunca yarattığı ‘aydın kimliği’ne… Belki Selahattin olsa senin adın, o partinin başkanı sen olsan, düzenin pisliğine, devşirmeciliğine sırtını yaslayıp Hakkari’den Beşiktaş’a terfi eden Yılmaz’ı ‘modern yeniçeri’ diye anardın… Belki sen Selahattin olsan… İyi ki değilsin be gözüm!

Sen hangi dilin insanı olduğuna karar vermezsin, annenin mirası yüklenir omuzuna. Tutup sıfırdan başlar, yeni bir mecrada, yepyeni kelimeler türetir koca bir evren yaratırsın belki kendine. Bunu başaranların sayısı da bu ülkede o kadar azdır ki, bir elin parmaklarına rahmet okutur. Ama bu evren senin olmaz hiçbir zaman! Sen dilini unutmakla onu inkâr etmek arasındaki ince çizginin ne kadar keskin bir bıçağa dönüşebileceğini bilirsin. Dilini unutmak, bazen hiçbir sahnesine senin karar vermediğin bir kader oyunu olur ama dilini inkâr etmek ömrünün sonuna kadar doğru telaffuzla ‘çocuk’ diyemeyip hep ‘çucuk’ta kalmak utancıdır, her zaman! “Çucuklar!” diye bağırdığın vakit dilin, kimliğine yapışmış bir alt-hüviyet olarak, gömleğinin yakasından deli saçına benzeyen, pırt diye ortaya çıkan kıllar gibi görünüverir göğsünde! Utanırsın! Ele verir seni kelimelerin.

Ve işte tam da bu yüzden, sevgili Dolmabahçe eşrafı, çağrının mahiyeti ve şüphe edilmeyeceği aşikar olan niyeti tek ve basit bir çıkarıma götürür insanı: Bu dilde bir iş yapılacaksa onu en iyi Yılmaz Erdoğan yapar. Bu bir güven göstergesidir. Kongreden zıplayıp Barbaros Bulvarı’nı trafiğe kapatmak, sanat ve sanatçı düşmanlığı yapmak, sanatçıya ne yapması gerektiğini telkin etmek filan değildir.

Velhasıl-ı kelâm: “Senin de halkına borcun var Emin yoldaş!” (“Benim borcum yok, alacağım var” repliğini de tamamen gerçek anlamda değil, hafiften kinaye kabul edip, alt-metinde birazcık da ‘mecazî dokundurma’ his eylediğimi de belirtmek isterim, sevgili karamela şekeri kardeşlerim!)

Çağrı, dilini unutmuş/dili unutturulmuş bütün çocuklarınadır bu mazlum halkın:

“Dilin olmazsa sen neylersin çocuk?”

Yazarın Son Yazıları





4 Yorum

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra görünecektir... You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Mîr Bota
Şub 9, 2010 18:13

Gelek spas heval. Te behna dilemin direxist!!!
Her hebu…
Ew popiliste çav bircî jî bila ve nivsa te buxûne…
Belkî dev jî Muhsînê ser mazûlok berde… :)

gulê
Şub 11, 2010 16:27

Artos dağı sakinlerinden Yılo’ya : “filmlerini çekmek adına küçük Gevaşımızdan kısa dönemliğine bir Hakkari yarattın.kendi çocukluğunun Hakkarisini…Ne gariptir bu filmleri yaparken sana kucak açmamız tüm olanakları sonuna kadar önüne sermemizdki sebep; Ne senin iyi bir Türkiye vatandaşı olduğun kanısına varmamızdı ne de seni bu paragöz sistemin çarkında dönen zengin beyaz fabrikatör amca olarak görmemizdi.paylaşımcı bir ruhla seni de bizimle beraber Artos’un gölgesinde serinlemene izin verdik.tek sebep ise “aynı dili konuşuyor olmamızdı”Halk senin bu samimiyetine inandı,güvendi.
“sizdenim,elbet sizin için de birşeyler yapacağım.Bu bir başlangıçtır.”sözünü gördüler senin tüm samimiyetinle bize kültürüne olan özlemini KÜRTÇE haykırırken….Dilini unutma ç(u)çuk!!! çünkü sen dilinin sana kazandırdığı bu espiri yeteneğinle buralara geldin.Anlattığın her komik anının içinde dilinin yansımaları vardı.Dilini unutma ç(u)çuk!!! DİLİN OLMAZSA SEN NEYLERSİN?????

recep kara
Şub 16, 2010 2:59

bravo gerçekten çok takdir ettim. dilin sınırları vardır ve hatta bir aforizmada şu söylenir dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır diye demek yılmazın dünyasının sınırları buymuş. güzel bir yazıydı bu anlamda elinize yüreğinize sağlık her demen te ronahi be……

teymur zagros
Şub 17, 2010 23:25

hayran kaldım TÜM yazılarınıza bréz Bawer Ronahî. herdem tu hebe…

Yorumla, Koala!

Yorum










Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok

Hollywood : Nedir Ne Değildir

More In Edebiyat


Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok

Şox û Şengê, Xerabrengê

More In Müzik


Güncel, Yazar4 - Eyl 4, 2010 22:43 - 0 Comments

Neden Boykot?

More In Güncel