Salı, Şubat 2, 2010 18:45 - Yorum Yok
7 Kocalı Hürmüz ve Doyumsuz Ahali
Yıllarca bahsi edilen kadın sorununu yönetmen “Kürtlere benzetiyorum” diyor bir röportajında. O kadar haklı bir benzetme ki, sosyolojik olarak bir sorunu en kolay yoldan çözebilmek için sorunun nedenini bilmek gerekir. Kadının Kürtler gibi, Kürtlerin kadın gibi “gizil” bir tarihi var.
Ezel Akay’ın son dönem tarzını pekiştirmek vasıtasıyla bile çok iyi görsel sahnelere, kostümlere ve müziklere sahip olan film daha girişte mevcut erkek profiline karşılık oluşmuş kadın profilinden bahsederek açıyor kendisini. Erkeklerin doyumsuzluğu karşısında belki de bir ironiyle yaratılmış kadınların doyumsuzluğu sonucunda elbette ki çiftleşme aşkı doğacaktır.
Çok iyi olduğunu düşündüğüm imgelerden biri özgürlüğü satılan kuşlar kadın sorununa yönelik güçlü bir ifade olmuş. Kuşu özgürlüğüne para karşılığı bırakıyoruz fakat kadını para karşılığında köleleştiriyoruz. Filme göre ikisinin tek ortak noktası bir hileye binaen sunulmuş olması. Kuş aslında özgürleşmiyor, kadın aslında köleleşmiyordu yani. Azatçılığın çok enteresan bir meslek olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Düşünün ki insanlar veya hayvanlar başkalarının hâkimiyetinde yaşıyor ve özgürleşebilmek için bunu satın alabilecekleri bir takım şahıslara ödeme yapılıyor. Güzel bir ironi aslında yaşayabilmek için emekler satın alınıyor ve karşılığında sadece açlık sınırında karınlar doyabiliyor. Yani tamah ediliyor.
Çok iyi halk deyimleriyle kimi zaman abartarak insanların bilinçaltını çıplak bir biçimde ortaya koymayı başarmış olan filmde geleneksel o erotik motifleri ve karakterleri esprili bir yaklaşımla sunmuş olması filmi olumsuz eleştirilerden korumak bakımından önemli görünüyor.
Hürmüz’ün kadınlığıyla ilgili olarak büyük çıkarımlar elde edilebilir. Duygusuz, acımasız, insani değerlerin birçoğundan yoksundu. Ve mevcut yaşam çağımız ile ilgili güzel bir ters orantı kurulmuş. Filmdeki kadınların yerinde mevcut ve egemen çağ içerisinde aslında erkekler taht kurmuş. Erkekler bu filmi izlerken ne kadar değersizleştirildiklerini ve anlamlarının daraltıldığını görebilmeli ve kadınların bin yıllardır bu değersizlikle ve bu daralmış anlamla yaşadıklarını anlamaya çalışmalıdır. Yani filmdeki “Berber Hasan, Bekçi Memo, Çavuş Memed Ali, Hallaç Rüstem, Fişek Ömer, Hızır Reis” her zaman kandırılabilen bir kadını canlandırıyordu aslında.
Yıllarca bahsi edilen kadın sorununu yönetmen “Kürtlere benzetiyorum” diyor bir röportajında. O kadar haklı bir benzetme ki, sosyolojik olarak bir sorunu en kolay yoldan çözebilmek için sorunun nedenini bilmek gerekir. Kadınlar neolitik dönemde güçlerini merkezileştirip örgütlenebilmiş olsalardı belki de böyle bir sorun olmayacaktı cümlesini kurabilecek kadar bilgiye erişebiliyoruz. Çünkü tarihte resmiyeti kabul görmüş hiçbir neolitik dönem kaydı yok ve Kürtler onca zaman tahrik edildiler, yok sayılıp “terbiye edilebilmek ” amacıyla katledildiler. Ama yine Kürtlerin ana vatanı Mezopotamya’ya ilişkin tarih kitaplarında bir iki cümleden fazlasını göremiyoruz. Kısaca kadının Kürtler gibi, Kürtlerin kadın gibi “gizil” bir tarihi var.
İyi bir kadın filmi olarak değerlendirilebilecek bu filmde Havva karakteri ile ilgili erkeğe bir ders vermek ama yine de erkeksiz olamamak gibi açık bir mesajdan sonra bu durum; kadın, can, birey özde insan olamamak mevcut şartlarda üzerine çokça düşünsek de kadının gizil tarihine ulaşamamak… Kimi zaman bir hizmetçi, kimi zaman bir beden, kimi zaman bir eksik, kimi zaman ucuz iş, kadın! Kendini onca öğretilmişlik içerisinde görevli hisseder ve bu öğretilmişlikler dışında sınırlı bir yaşantıyla yüz yüze olmak sebebindendir henüz hiçbir bilginin kemikleşmediği öğrenime ve bilgiye hazır tertemiz bir bellekten bahsediyorum. Öğretilenlerin görev edinilmesinin alt yapısı olarak ontolojik güvenlik sorunu üzerinde durmakta fayda var. Yani dünyayı hiç bilmeyen kadınlar dünya olarak benimsedikleri o adına ev denilen dünya içerisinde öyle korkutuldu ki tarih boyunca dışarıdan, erkekten bu korku korkunç bir teslimiyeti getirdi. Ve kadın kendisini korusun diye sığındı erkeğe. Çağ döndü dönüştü elini zihniyetinden beslendiği erkeğin boğazına sardı ve erkek de kadının boğazına sarıldı…
Sonuç olarak “her boyayı boyadın bir tek fıstık yeşili kaldı” deyimiyle Hürmüz’e git naz yap dersen o da gidip doyumsuzluğu osurur! Bu müthiş finalin oluşturduğu şartlarda diyebilirim ki; “kadınsız olmaz ama mevcut kadınla da olmaz, erkeksiz olmaz ama mevcut erkekle de olmaz”.
Yazarın Son Yazıları
- Hollywood : Nedir Ne Değildir
- Neden Boykot?
- Şox û Şengê, Xerabrengê
- Feda, Veda ve Bawke
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Değişime 30 Gün Kala
- Kasap
- Filmi 11 yaşındaki oğlum ile birlikte izledim . Başını kaçırmışız ne yazık ki a...
- az evvel bu filmin bir kısmını trt'de izledim. tamamını izleyemedim ama çok sevd...
- şimdi trt 1 de izledim bu filmi gerçekten taktire şayan bir film izlmensei gerek...
- Hem gocuk giyip hem özel okulda okuyosun
Okulun sağ yolun sol...
Bu ne iş gard...
- ama bizimde atalarımızdan duyduğumuz kadarıyla sımkoda kürt milletine bi çok ezi...
- Öncelikle zeitgeist hakkında bize tartşma imkanı verdiği için Helin\'e
çok çok...
- Öncelikle Berlin in yagmurlu bir gecesinden sevgilerimi sunarak baslamak istiyor...
- bu filmi dü izledim 10 numara hacı...
Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok
Hollywood : Nedir Ne Değildir
More In Edebiyat
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Kasap
- Kadın Yoktur
- Kemal Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup
- Belki De En Baştan Başlamalı
Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok
Şox û Şengê, Xerabrengê
More In Müzik
- Pop Müziğin Kralı’na Son Veda
- Hayat Hırsızı Bir Darbe Kültürü: Arabesk
- En İyi Sanatçı, Ölü Sanatçı Mıdır?
- Müzik ve Ruh
- Arap Işıması: Feyruz


Yorumla, Koala!