Cuma, Ocak 29, 2010 1:43 - Yorum Yok
Bir Sözsüz Oyun Denemesi: Cerb
Yaşam eğer, ölüme sadece yaratmakla direniyorsa, sanat pratiği olarak yaratma eylemi, siyasalın yapa-bilmelerine karşı nasıl stratejiler üretecek? Öyle görünüyor ki, bu oyun düşünmelerimizi ve yapmalarımızı, işlevsellikleri yönünden yeniden düzenlememiz gerektiğini söylüyor. Zira deneyler sürmektedir.
Kürt tiyatro topluluğu DestAR-Theatre, yeni oyunu Cerb’in gala gösterimiyle sezona perdelerini açtı. Su Gösteri Sanatları Sahnesi’nde gösterimi yapılan oyun yine büyük bir ilgiyle karşılandı. Bu yeni oyun, gurubun ilk oyunu Reşê Şevê’nın başarısından da güç almış gibi. Reşê Şevê ile Kürt Tiyatrosu’na birçok yenilik getiren DestAR-Theatre, bu oyunuyla da kendisinden epey söz ettirecek gibi. Cerb, Kürtçe bir sözcük ve deney demek. Cerb’de aslında konu ve karakterler de çok belirgin olarak sunulmuyor. Sahnedeki dört erkek oyuncu hem “denek” hem de “mahkûm” durumunda, ve tam olarak nasıl bir deneye tabi olduklarını onlar da bilmiyor. Oyunda, herhangi bir nedenle bir dava konusu olan “denek”ler, “ortama”a yaşamdan getirilmiş; ve burası yapay bir mekân, sözcüğün en geniş anlamıyla, yaşam üzerinde denemelerin gerçekleştiği bir oyun-alanı, bir istisna-yer, içeri ve dışarının birbirine kavuşamadığı yersiz bir alan. Deneyden anlamamız gereken ilk şey, nesnesinin insan bedeni olarak görüldüğü, ama asıl uygulamanın toplum olduğu denetim ve disiplin tekniklerin geliştirilmesi. Dışardan getirilerek özgürlükleri kısıtlanan bu insanların içinde bulundukları koşulları anlamak için, başlarına gelen herşeyi ikiyle çarpmak gerekiyor; çünkü burada uygulanan kötülükler yaşamın kavramlarıyla anlaşılacak gibi değil. Yaşama dair tüm sözcüklerin bir bir dışarı kaçtığı, dilin kendi dilsizliğine kaçtığı, yaşamın bütünüyle ifadesiz kaldığı bir yer burası. Oyun süresince, oyuncuların kendi aralarındaki ilişkilerin zora girmesiyle, sık sık gerçekleşen kavgalarla, ilişkilerin temel uzuvları olan el ayak göz vs gibi organların birer keskin bıçak gibi bedenlerin çıplaklığını kat kat soyduğunu görüyoruz; göz ucuyla, parmak ucuyla, dilsizliğin en uçlarıyla kişiler birbirine batmakta. Sahnede sanki görünmez iğneler dolaşıp batıyorcasına her an birinin canı yanar; iğneler sanki etten çok zayıflayan duygulara batar gibidir. İçeri ve dışarının ideal uyumu olarak beden, burada geriye dönük olarak sürekli ikiye bölünmekte ve her beden aynı anda iki ölümle savaşmaktadır; kişilerin ruhları da bu iki ölüm arasına sıkışmıştır.
Deneyde bedenler, yapma ruhların üretildiği bir tabular rasa’dır; ki beden derken söz konusu olan ilişkilerdir, arzudur. Cerb’in yönetmeni Mîrza Metin, oyundan sözü ve diyalogu dışlarken bedene dikkat etmemizi söyler gibiyse de, aslında biz, bedenden daha çok, bedensizleşen özneleri gördük; konumları olmayan dört kişinin, gittikçe eriyerek birbirinin içinde akışkanlıklarını kaybeden sıvılar gibi birbirine karışması ve bu karışımların başı boş bir halde birbirlerinin uyumsuzluklarından beslenmesi. Oyunda hiç kimse “biri” değildir; beden denilen şey bir giysi gibi birçok yerden yırtılmıştır ve bu açıklıklardan her an, birinin ruhsal kimyası diğerine sızıp onu kemirmektedir. Bedenleriyle ilişkileri psikotik düzeyde süren bu dört erkek oyuncu, kendi aralarında, oluşmasını önleyemedikleri bir beşinci varlığın, bu bedensiz varlığın zihnindeki halusinasyonların içinde gibidirler. İçeri ve dışarının, yaşamın ve ölümün, bir hücrenin kenarına kadar itildiği bu ortamda, yaşam bildiğimiz gibi yaşanmazken, ölüm de bildiğimiz gibi ölünmez. Bireylerin öznelliklerinin tüm bütünleştirici kodları çözülüp dağılırken, belleklerinin ayrımları olan unutma ve hatırlama da onları zihinlerinin içinden kemirmektedir. Oyuncuların her birinin sahnedeki diyagramını çizersek eğer, bize göstereceği şey sadece kaçışlar ve direnişlerin gelgitleridir.
İktidarın işleyişini yöneten kurumsal mekanizmaların yaptığı bu denemelerin, yani bilme ve yapma pratiklerinin asıl uygulama alanı toplumdur. Asıl amaç da, dışarı olarak hayatın sürekli olarak terbiye edilmesi ve arzu dinamiklerinin kodlanmasıyla ilgili yeni tekniklerin sürekliliğini sağlamaktır. İktidarın işleyişi de yine güçten güce yani bedenden bedene, ilişkiden ilişkiye işler. İktidar bir nesne olmadığından salt olarak ilişkilerdir, dinamiklerdir; dolayısıyla söz edilen şey her zaman iktidar ilişkileridir, yani yapa-bilmelerdir, istençlerin bir çakışmasıdır. Ve iktidar ilişkileri her zaman deney olarak bilinen şeyin denemeleri halindedir. Bir insan ise, doğası gereği saf olarak güçler toplamıdır, bütün fizyolojisi güç parçacıkları olarak hücrelerin uyumlu birlikteliğinden ibarettir. Güçten güce geçişler, dinamikleri ve ilişkileri oluşturur.
Mîrza Metin’in bu oyunla, bildik bir konuyu yine bildik biçimlerle tiyatroya taşıyıp gerçeği temsilde bitirdiğini söyleyemeyiz. Öyleyse, merak ettiğimiz şey şu, Mîrza Metin şunu mu söylemeye çalışır, deney bizzat denemelerini sürdürmek için bedenlere mi ihtiyaç duyar, daha tam bir ifadeyle, deney denilen mekanizmalar, bilmeler ve yapmalar yoluyla bedenler üzerinden ilişkileri mi yönetir? Mîrza Metin, çokça bilinen hücre ve tecrit konularını sahneye taşırken mahkûmlara bir çıkış kapısı mı açar yoksa izleyicilere kapı-ldıkları önyargıları mı göstermeye çalışır? Yaşanmayacak kadar ölüme ait olan bu varoluşlar, zorla alıkoymalar, içeri tıkılmalar, tutsak edilmeler hâlâ yaşamın bildik kavramlarıyla açıklanacak durumda mıdır? Ve bu açıklamaların bir işlevi var mıdır? Kaldı ki, bunlardan haberdar olmak, ne olup bittiğini görmek, bunları açıklayarak, düşünme ve bilmelerin içinde bir başka kapatmaya tabi tutulup tutulmadığını gözden geçirmek gerekmez mi? Daha da önemlisi şunu sormalı, kapatma tekniklerinin bütünüyle deneysel olduğunu düşünürsek eğer, bunlara maruz kalan yüzlerce insanın kurtarılması veya direnişlerinin örgütlenmesi zorunlu olarak, başta temsili siyaset olmak üzere her türlü “temsil”i pratiği aşacak yeni sanat anlayışlarını gerektirmez mi? “Denek”ler ve “mahkûm”lar eğer, onlar üzerine bir oyun sahnelendiği saatte bile hâlâ içerde ve her türlü kötülüğe maruz kalıyorsa, sanatsal pratikleri iktidar mekanizmaları içinde yeniden düşünüp güçlendirmek için, direnmek lehine oluşturmamız gereken stratejiler nelerdir? Yaşam eğer, ölüme sadece yaratmakla direniyorsa, sanat pratiği olarak yaratma eylemi, siyasalın yapa-bilmelerine karşı nasıl stratejiler üretecek? Öyle görünüyor ki, bu oyun düşünmelerimizi ve yapmalarımızı, işlevsellikleri yönünden yeniden düzenlememiz gerektiğini söylüyor. Zira deneyler sürmektedir.
“Sonsuzca mahvedilebilen bir mahvolmazlık” olarak insanın, iktidarın mikro uygulamalarına karşı yapabileceği şey, “olmak” zorunda olduğu şeydir; ve bunun adı da direnmektir. Günümüzde, direnmek, bir kendilik pratikleri felsefesi olarak etikin temel kavramı haline gelmiştir. Direnmek, ölüm lehine çalışan tüm yaşam anlayışlarının yok edemediği dirençli düşüncelerin karşılığıdır. Bugün yapılması acil olan şey, Nietzscheci anlamda, dirençlere gücü aşılamaktır. Direnmek, her daim güçleri artırarak direnmektir.
Yazarın Son Yazıları
- Hollywood : Nedir Ne Değildir
- Neden Boykot?
- Şox û Şengê, Xerabrengê
- Feda, Veda ve Bawke
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Değişime 30 Gün Kala
- Kasap
- Filmi 11 yaşındaki oğlum ile birlikte izledim . Başını kaçırmışız ne yazık ki a...
- az evvel bu filmin bir kısmını trt'de izledim. tamamını izleyemedim ama çok sevd...
- şimdi trt 1 de izledim bu filmi gerçekten taktire şayan bir film izlmensei gerek...
- Hem gocuk giyip hem özel okulda okuyosun
Okulun sağ yolun sol...
Bu ne iş gard...
- ama bizimde atalarımızdan duyduğumuz kadarıyla sımkoda kürt milletine bi çok ezi...
- Öncelikle zeitgeist hakkında bize tartşma imkanı verdiği için Helin\'e
çok çok...
- Öncelikle Berlin in yagmurlu bir gecesinden sevgilerimi sunarak baslamak istiyor...
- bu filmi dü izledim 10 numara hacı...
Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok
Hollywood : Nedir Ne Değildir
More In Edebiyat
- Ararat Dağı Eteklerinde Bir Gezinti
- Kasap
- Kadın Yoktur
- Kemal Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup
- Belki De En Baştan Başlamalı
Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok
Şox û Şengê, Xerabrengê
More In Müzik
- Pop Müziğin Kralı’na Son Veda
- Hayat Hırsızı Bir Darbe Kültürü: Arabesk
- En İyi Sanatçı, Ölü Sanatçı Mıdır?
- Müzik ve Ruh
- Arap Işıması: Feyruz


Yorumla, Koala!