Pazartesi, Kasım 16, 2009 20:25 - 11 Yorum

CHP’nin Onuru, Evlâdı Kerbela’ya Karşı

dersim.jpg   “Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla tekme vurdu ve kendini astı. İdamlardan bir buçuk ay sonra da ‘dağlı’ denilen binlerce insan,  çoluk çocuk yaşlı kadın demeden ‘temizlendi’. Yüzlerce aile de topraklarından koparılıp sürgüne yollandı. Mağaralara iltica edenlere karşı ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.”

 Yıldırım Türker 

          

CHP’nin onuru, Baykal’ın göz bebeği, sonunda baklayı ağzından çıkarıverdi.

Şimdiye dek tartışır gibi yaptığımız, herkesin kendi meşrebince bir çalı dibine sinip oradan doğru salvolar savurduğu Açılım üstüne Onur Öymen, bodoslama girdi.

Evet, biz de yıllardır bu vahşi statükocu kadroların hayatımızı yaralayan meseleler üstüne tam da böyle düşündüklerini bilirdik. Ama yıllar önce takiye adındaki söz ve tavır sanatını hasmına yakıştırmış olanların bu alanda ne kadar usta olduğunu bir türlü anlatamamıştık. İyi oldu. 

Bir süredir korku dükkânının esnafı Bahçeli’yi aratacak yoğunlukta bir mücadelenin içinde CHP kadrosu. Terörün kökünün kazınması için haykırırken hayatımızı hunharca terörize ediyorlar.

İstediklerinin kanlı bir katliam olduğunu biliyor, olası bir iç savaşta edinecekleri rütbelerin hesabıyla sarhoş olduklarına tanık oluyoruz. Durmadan el artırıyorlar. Şehit ailelerinin yası üstüne siyaset kuruyor, pervasızca düşmanlık körüklüyorlar.

Şimdi de özbeöz Türk, kafasına keçe külah yaraşır Öymen, o sanki ardından başkası konuşuyormuşçasına puslu ve derinden sesiyle anaların acılarını bu kadar da abartmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Onun dünyasında, anaların görevi yas tutmak, gençlerinkiyse şehit olmak. Yani işlerin doğal akışı budur. Anaların gözyaşları ayaklarımıza pranga olsaydı şimdiye kadar hiçbir sorunu çözemezdik deyip Dersim Katliamı’nı örnek alınası bir durum olarak gösteriyor.

Dolayısıyla hayatımızın kördüğümüne önerdiği çözüm, Kürtler’in gözünün yaşına bakmadan soyunu sopunu kurutmak.

Öymen’in diplomasi dilinin ardına saklanacak zamanı yok. Demokrasi adına atılacak adımlara da karnı tok. Çünkü onun çözümü belli: Topunu yok edeceksin.

Dersim katliamı, benim için Cemal Süreya’nın şiirindeki tarih öncesi köpeklerdir. Kendisi de çocuk yaşında kılıç artıklarıyla birlikte sürgüne yollanmış olan şairden kalan dizeler, Öymen’in gururla arka çıktığı vahşetin uğultusunu hissettirir: “Bizi kamyona doldurdular./ Tüfekli iki erin nezaretinde./ Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular./Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar./Tarih öncesi köpekler havlıyordu.”

Dersim, o son büyük katliamla birlikte adını bile kaybetmiş, Tunç Eli olmuştur.

Vahşiler ve tarih öncesi köpeklerinin mutluluk ve huzurdan anladıkları da bütün Kürt ellerini tarihinden, kültüründen, canından soyup tek isim altında, diyelim Demir Eli olarak Cumhuriyet haritasına kilitlemektir.

Seyit Rıza
Onur Öymen’in böylesine cüretkâr olabilmesinin altında ne yatıyor dersiniz? Büyük ihtimalle Atatürk’ün bu katliamda üstlenmiş olduğu rol. “Sorumluluğu üzerime alıyorum. Vuracağız Dersim’i” demişliği, manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombardıman uçağının pilotu olarak kahramanlığa adım atmışlığı, operasyonu yürüten askerlere taktığı madalyalar besbelli Onur Öymen’i Atasının izinde, doğru yolda olduğu hissi veren.

Tarihi kısaca hatırlayalım. Üstelik yandaş tarihçiler diyerek bir münafık ilan edileceklerin dilinden değil. Anlı şanlı devlet adamı, Türk sağının kurucu unsurlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından.

Darbeci general Muhsin Batur, bu konuda tanıklıklarını anlatamayacağını belirterek halkı ve okurundan özür dilemişti. Onu böylesine sarsan vahşet, Çağlayangil’le yapılmış bir söyleşide bir kez daha hayat buluyor:  “…Tercümana Kürtçe anlattı. Tercüman bize tercüme etti. Kürt adam şöyle dedi. ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimler üzerinde inceleme yaptık. Üç tanesi hariç bunları size teslim etmeye karar verdik.’ Abdullah Paşa bu üç tanenin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu kadın. Bir tane de başka adam var. Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, bu üç kişinin de teslimi gerektiğini kabul ettiklerini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt büyük bir samimiyetle dedi ki: ‘Bir adamın bir kocası olur dedi. Siz bir hareket yapıyorsunuz. Bu hareket gelir geçer. Buraları yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmederler. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için ve bunlar da şeyh olduğu için, din büyükleri olduğu için, size değil onlara itaate, sizin değil onların söylediğini yapmaya mecburuz.’ Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.”

O zaman da Kürtler ve Aleviler birer tevatür muamelesi görüyordu. Resmi görüşe kalırsa Dersimliler, “Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen” bir halktı.

1937’de hazırlanan “Islahat Programı”nı İnönü ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak açıklamıştı.

Birçok kişi teslim olmuştu fakat Seyit Rıza ve yandaşları direniyordu. Kendisine, ‘hepimizin başını yiyeceksin’ diye sataşan bir Dersimliye şöyle cevap verdiği yazılır: “Varsın sizin muradınız olsun kardeşim! Dersim’de taşa değen taş, varsın benden bilinsin. Bilsem ki, onlar benim kellemi alarak sizin yakanızdan düşerler, hemen şimdi gidip vereyim kellemi onu isteyenlere. Ama korkum odur ki, bugün bizim yarın sizin sıranızdır. Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, zürriyetimizi kesip biçmeye doymayacaklar!”

Sonra Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeyi bombalar. Seyit Rıza tutuklanır.

Sonrası yine Çağlayangil’den. Çağlayangil, Atatürk’den Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını ister. Oysa usule itiraz eden savcı izinli sayılıp işe gelememiş, ümmi hem de Türkçe bilmeyen sanıklara iddianame ve avukat verilmemiş, asılabilsin diye Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmıştır: “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evlâdı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı.”

İdamlardan bir buçuk ay sonra da ‘dağlı’ denilen binlerce insan,  çoluk çocuk yaşlı kadın demeden ‘temizlendi.’ Yüzlerce aile de topraklarından koparılıp sürgüne yollandı.
İşte Onur Öymen’in çözüm önerisi.

İşte CHP’nin Alevi ve Kürt sorununa yönelik demokratik açılım çabalarını küçümser, vatan hainliği ilan ederken aklının gerisinde yatan toptancı çözüm. Onur Öymen, sonunda baklayı ağzından çıkardı.





11 Yorum

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra görünecektir... You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Ahmet AÇAN
Kas 26, 2009 23:44

Burada tarihsel bir yanılgınız var: DERSİMLİLER KÜRT DEĞİLDİR

PROTO ERMENİLER . Kendilerini Şafi Kürtlerden ayırmaya özen gösteren Kızılbaş (Alevi) Dersimlilerin etnik kimliği tartışılan bir konudur. ‘Erken Dersimliler’ denilen Kırmanclar birçok kaynakta ‘proto-Ermeni’ olarak tanımlanmaktadır. İddialara göre, Ermeniler tarih içinde büyük ölçüde Aleviliğe geçmiş, ama Surp Sarkis, Gağant, Zadik, Vartavar gibi eski inanç ve geleneklerini kendi içlerinde yaşatmaya devam etmişlerdir. ‘Geç Dersimliler’ ise Zazaca (Dımıli) konuşan Şeyh Hasananlılar (Abbasan, Ferhadan, Karabalan, Kureyşan) ve Seydanlılar (Kalan, Kevan, Koçan) aşiretleridir. Ancak Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi sayanlar hepsinin kimliğini Kürt olarak tanımlarken, Zazacayı Kürtçeden ayrı bir dil olarak değerlendirenler Zaza ve Kürt şeklinde iki farklı etnik kimlikten söz edilmesi gerektiğini savunurlar.

KIZILBAŞ DERSİMLİLER . Osmanlı belgelerinde bölgedeki aşiretlerden genel olarak ‘Dirsimli’ veya ‘Dujik/Duşik’ aşiretleri olarak söz edilir ve hepsi ‘Ekrâd (Kürtler) taifesinden’ olarak sınıflandırır. Yalnızca Zazaca konuşan Balabanlar’ın Yörükan taifesinden Türkler olduğu söylenir.

Ünlü dil bilimcilerden MANN-HADANK (Oskar Mann- Karl Hadank) yaptıkları araştırmalarda zazacanın ayrı bir dil olduğu kanısına varırlar:

Dimili sözcüğünün daylami’den geldiği sonucuna vardım. Zazaca daylamitlerin bir yansıması olarak görülüyor. Daylamitlerde hazar denizinin güney kısmında bulunan daylam bölgesinde yaşıyorlardı.

Daylamitler daha ortaçağ ilişkilerinde bile Kürtlerden ayrılıyordu. Bugün ise dimili konuşanlar kendini Kürt sanıyor ya da öyle lanse ediliyor. Zaten Kürtlerde, zazaları:sosyal kültürel ekonomik ve politik açıdan Kürt olarak kabul ettirme çabası içindedirler) . Dil ve lingvistik ansklopetisi adlı on ciltlik bir yapıtın 4789′uncu sayfasında Türkiye de konuşulan diller;

Türkçe,Kürtçe,Zazaca,Çerkezce,
Absakça,Lazca,Gürcüce,Arapça,Ermenice ve dahası. Aynı kitabın aynı sayfasında bunlarda yazılmaktadır. Türkçe dili tüm Türkiye’de kullanılmakta ve ortak dil sayılmaktadır. Kürtçe ve Zazaca da Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde konuşulmaktadır.Ve bunlar sadece bir dili konuşabilmektedir yani ya Zaza ca yada Kürtçe konuşulmaktadır.Eğer bu kitabın içindekiler kısmına bakılırsa zaza bakınız dimili olarak yazılıyor. Dimli içinde şu yazılmaktadır.

Dimli Hint_Ari İrani veya Hint_Avrupa dillerindendir. Yani burda zazaca nın Türkçe,Ermenice,Kürtçe,Farsça,Asurca,Arapça ve de Çerkezcenin bir lehçesi olduğunu ileri sürmedikleri gibi zazaca dan söz edilirken zaza dili diye konu edilir.Ama Avrupalı dilbilimciler ve yazarlar bu terimleri kullanıyor diye bizde böyle diyormuşuz gibi bir kanı kimsede doğmasın.

Zaten öyle uzun yıllar arşınlamaya gerek yok.Burnumuzun dibindeki halkımıza gidip baktığımızda dil ve kültür farkını hemen anlayacaksınız.Zaza ya en yakın dil günümüz dede hazar denizi yakınlarındaki daylam bölgesinde bulunmaktadır.

Ve bu çevredeki halkın konuştuğu partça adı verilen Kuzey irani diller grubuna ait bir dildir. Böylece zazacanında kuzey irani diller grubundan olduğunu da rahatça söyleyebiliriz.Zaza ların dünya tarih sahnelerine çıkışları ise kurdukları SASANİLER DEVLETİ’yle olmuştur. Sasaniler ile kültür ve dildeki aşırı benzerlikte bu savı güçlendiriyor.Bazı araştırmacılar bunu kabul etmese de bu savı çürütecek bir kaynak henüz bulunmuş değildir.

DAYLAMİTLER: Hazar denizinin güney kıyısında yaşayan halklara verilen isim ve kullandıkları dil partça

Zazaca Anadolu’da konuşulan bir dildir.
Kürtçe ile Türkçe’nin karışmasından doğduğu yalandır
başlı başına bir dildir.
Anayurdu İran’ın kuzeyindeki Deylamistan bölgesidir
bu yüzden Zazaca’ya Dimillice de denir.
Tunceli,Sivas,Erzincan,Bingöl,Muş,Elazığ,Diyarbakır,Bitlis,Batman,Gümüşhane,Erzurum,Malatya,Adıyaman ,Kayseri..Suriye,Irak,İran…
bölgelerinde konuşulur.

MacKenzie (1961b) Kürtçe’nin bütün değişik diyalektlerini inceledi ve bu diyalektleri İranî diyalektlerle karsılaştırdı. Kürtçe’nin bütün diyalektlerini İranî diyalektlerden ayıran bütün unsurları buldu. Gerçekler ele alınırsa, Kürtçe’deki /-sm/, /-xm/ ve /-v/, /-w/ halini aldılar. Sözcüğün içindeki /.-/ ekini “getirmek” fiilinde ele alırsak, kısaca bundan ayrı /.-/ ve /-sm/ ve de /-xm/’nin incelenmesi gibi.

O “Ben Kürt diyalektleri arasında hepsi tarafından paylaşılan özellikler bulamadığım gibi hepsinin dışında kalan bir özellik de bulamadım.” diyor (1961b:72).

Fakat bu özellikler Dimilice tarafından paylaşılmıyor. Tedesco (1921:199) kitabında Lerch’in araştırmalarına dayanarak Dimilice’yi ortada kalan bir dil olarak sınıflandırdı. Kürtçe’yi (1921:198)’deki bölümde bir kuzey-bati dili olarak olarak belirledi. Bkz Windfuhr’un Yorumlar (Azami and Windfuhr, 1972:13) ve onun basılan haritasına (Azami and Windfuhr, 1972:198-99). /hr-/’nin içindeki /*fr-/’deki gelişmeye bakılırsa ve şimdiki zaman ve de basit zaman bildirme kipi Dimilice’nin öteki Kürt diyalektleriyle bölüştüğü sadece iki özellik olarak olarak görülür.

xaki g. bargin
Ara 4, 2009 23:50

Dersimliler Kürt degildir(!) adli yazinizi okudum, dersimlilerin Kürt olmadiklarina dair hic ciddi bir belge sunamamissiniz. Ayrica yazinizin basligi yanlis bence. Neden mi? Dersimliler yanlizca zazalarda, ya da sizin diyiminizle dimili konusanlardan olusmuyor. Oldukca genis kulanim alanina sahip kürtce konusan bir kesimde var.

Pertek ilcesinin tüm köyleri, belkide yerlesim alanindan dolayi nufüsün yogunlastigi alan kürtce konusur. Mazgirtin önemli bir kesimi ve daha sonra karakocan tarafinda kalip hanifilige gecen, ve halen akrabalarinin bir kisminin halen alevi oldugu, örnek okcuoglu\’ köy ve mzralari kürtce konusur. Hozatin bazi köyleride.

Dersimlilerin Kürt olup olmamasi cok önemli de degil. Dersimliler proto-ermeni olma ihtimali de güclü olabilir. Simdi hangi etni hangi kültüre dönüsmüs, irk tespitine girecek degiliz. Yanlizca belirtmek istedigim sey dersimden bahsedilirken hepsinin zazaca konustugu varsayilir. Bu varsayimin bilimsel kanitlanirligi yok. Gidin pertek köylerinin birinde bana zazaca konusan birini gösterin. Peki pertekli kürtce kurmanci konusan kesimlerin dersimli olmadigini kim söyleyecek.?

Ayrica sizin bir belirlemeniz hic dogruluk tasimiyor. Kürtcenin irani dil gurubundan olmadigi düsüncesi ya da yaptiginiz alintinin dogrulugu tartismali.\"MacKenzie (1961b) Kürtçe’nin bütün değişik diyalektlerini inceledi ve bu diyalektleri İranî diyalektlerle karsılaştırdı. Kürtçe’nin bütün diyalektlerini İranî diyalektlerden ayıran bütün unsurları buldu. Gerçekler ele alınırsa, Kürtçe’deki /-sm/, /-xm/ ve /-v/, /-w/ halini aldılar. Sözcüğün içindeki /.-/ ekini “getirmek” fiilinde ele alırsak, kısaca bundan ayrı /.-/ ve /-sm/ ve de /-xm/’nin incelenmesi gibi.

O “Ben Kürt diyalektleri arasında hepsi tarafından paylaşılan özellikler bulamadığım gibi hepsinin dışında kalan bir özellik de bulamadım.” diyor (1961b:72).\"

Iran dil gurubu iranda kulanilan farsca ile biraz ilgili olmasina karsin, farsca demek degil. Iranistik farscayi, kürtceyi, zazacayi, balucin v. b. irani dil gurubunna giren tüm dilleri kapsayan üst bir dagarciktir.
Yoksa iranistik esittir fasca demek degildir. Filologlarin hemen hemen hepsi kürtcenin farsca gibi iran dil gurubuna girdigini idda ediyorlar. Iranca diye bir dil yoktur, farca diye iranda konusulan bir dil gurubu vardir. iranistik bir dil degil, bir dil gurubunu tanimlar

Dersimlilik bir kimliktir, barindirdigi tüm etnik kimlikleriyle bir kimliktir. Dersimlilik esittir zazalik olarak tanimlanamaz. Zazaligi, Kürtlüügü da kapsayan, ermeni ve de hitit kültürel izlerini tasiyan kizilbas kültürel alt yapili bir kimliktir. Buna son sürecte sol bir kimlikte katilarak zenginlesmis, bu yönüyle hem Kürt kesimlerinde, hem de Türk kesimlerinde farkliliklar tasiyan, ama Kürdistan cografyasinin özelliklerini tasiyan bir kimlik.

Acik toplum özelligi gösteren Kürt/Zaza kizilbas ve kominist öellikleri ermeni kültürel dokusunun harmanlasmasiyla olusan bir kimlik.

Ben kürtce konusan bir dersimli olarak, orayi zazaistan degil Dersim olarak görmekteyim. Kürdistan kültürel farkliliklariyla bir cografyadir. Nasil türk tekci anlayislarini dogru bulmuyorsak, kürt tekci anlayislarinin dogrulugu da olamaz. Ve böylece zazaci tekci anlayislarin yanlis oldugunu söylemek kahin olmayi gerektirmez..

Dil bilimcilerin verecekleri kararlari politiklestirmek, esyanin dogasini karartir. Kürt ve zaza arastirmalari Kürtler ve Zazalar tarafindan yeni olusmakta. Ayrica bilim yapmak alintidan ibaret olamaz. Bir kac yabanci seyhatci ve de gözlemciden alinti yapmak bilimsellik anlamina gelmemeli. Zazalarain Kürt olmadigini ispatlayan ciddi metodik ve hermeneutik incelemeler nerede. Böyle bir inceleme var da biz mi inkar ediyoruz. Zazacilik yapan Seyfi Cengiz ile bir rar köln dersim gemeinde de karsilastim, iddalari bilimsel olmaktan cok birey kaygili seylerdi.

Bu bilim caginda bilimsel yöntem ve arastirma bilgisinden yoksun olan bireylerin idaalari bir olayi tanimlamaktan yetersiz kalir. Bu arkadaslar ciddi bilimsel arastirmalarla yani filolojik calismalarla ortaya cikarlarsa, düsüncelerini kabul etmenin de ötesinde, saygida duyariz. Fakat bu bireylerin böyle calismalar yürütebilmeleri icin yeniden dogup, akademik bilgi edinme metodlarina hakim olmayi gerektirir. O da olmayacagina göre, bu soruyu ilerki Kürt ya da Zaza filologlarina birakalim.

Zaza farkli bir halkta olsa, farslar gibi kürtlerle akraba irani bir halk olur.

Bu günkü dünyada akrabaligin önemide tartismali. Binlerce yildir ic ice karismis halklari ayirmakta güc. Ayrilmasi icin bu halklarin bir birine baski yapmasi ve de birbirinin varligini inkar etmesi gerekir. Zaza dili ve kültürü üzerinde bir baski ve inkar olmadigi müdetce birlikte ya da yan yana yasamalarindan sorun yoktur.

Fakat tekrardan söylemek zorundayim, Dersili olmakla zaza olmak es anlam gelmiyor, zazalar kadar, hatta fazla kürtce konusan büyük bir kesimde var dersimde. Bu acidan dersim kimliginin kürdüyle zazasiyla farklilik tasidigini, ortak bir kimlik ve bu kimlikten kaynakli davranis bicimine dönüstügünü vurgulama geregini duymaktayim. Fakat dersimlilerin bu farkliligi karsitlik olarak okunmamali…

Esenlikle kalin

Xaki G. Bargin

Insanlar kendisini nasil algiliyorlarsa öyledir. Ben kendimi dersimli olarak algiliyorum, fakat bu algilayisim benim tekci düsünmemi gerektirmez. Ya da Kürtlerin özgürlük direnislerine kayitsiz olmami gerektirmez.

esenlikle kaliniz

xaki g. bargin

Ahmet AÇAN
Ara 19, 2009 11:30

Benim buradaki temel iddiam Zazaların Kürt olmadığıydı ve Zazacanın Kırmançiyle hiç de iddia edildiği kadar yakın 2 dil olmadığıydı. Bunun dışında eğer gerçekten dediğiniz gibiyse -yani Dersim ezici çoğunluğuyla Zazalardan ibaret değilse- haklısınız yanlış bir başlık kullandım. Doğrusu Zazalar Kürt değildir olmalıydı o zaman. Yok hayır aslında Zazalarda Kürttür diyorsanız Oskar Mann-Karl Hadank refaransının bir eleştirisini okumak isterim.

Ben Kırmançi konuşanlarla Zazaca konuşanların -ilk kez karşılaştıklarında- birbirlerini hiç anlamadıklarını biliyorum. Yanlış mı biliyorum?

Öte yandan genç Türkiye Cumhuriyeti öldürürken bırakın Zaza-Kürt ayrımını yapmayı Murat Bardakçı’ya göre Dersimde kendisini destekleyen aşiretlerin bile köylerini bombalamış!!!

Azad Koala
Oca 4, 2010 23:24

Ahmet, bence hakim değilsen “Kürt ve Kürtçe” meselelerinde yorumla bulunmasan daha iyi olur. “Zazalar Kürt değildir” saçmalığını nerden okudun bilmiyorum ama biraz kürtçeyle ilgili araştırma yapsan veya okusan yanıldığını farkedebilirdin. Kürtçenin beş lehçesi var: Kirmançi, Sorani, Gorani, Dimilki (Zazaki), Lorani. Zazalar zazaca konuşur ve zaten zazaca kürçeye çok yakındır. Kürtçeyi (Kırmanciyi) bilen birisi rahatlıkla zazacayı da anlayabilir. Bu aynen, “Ege şivesiyle konuşanlar veya Trakyalı şivesiyle konuşan “şoparlar’ Türk değildir” gibi bir temelsiz bir iddia üstüne oturur. Ayrıca Gorani ve Sorani Kırmançiden farklıdır, sonuçta lehçedir. İşin ilginç yani Sorani lehçesiyle konuşan Güney Kürdistan’dakilere “Kürt” diyenler veya Gorani lehçesiyle konuşan İran Kürtlerine “Kürt” diyenler, Kırmançiye çok yakın olan Zazacayı konuşan Kürtlere neden “Kürt” demiyorlar. Eminim ki, Gorani, Sorani ve Lorani lehçelerini kullanan Kürtler, Türkiye sınırları yaşasaydı onlara da aynı şekilde inkarın farklı bir biçimiyle yaklaşılırdı.

Ama üzücü olan marksist gelenekten gelen solcu arkadaşların böyle ucuz milliyetçi kalıpları ciddiye almasıdır.

Ahmet AÇAN
Oca 6, 2010 14:52

Filolojik eleştiriye filolojik yanıt vermek gerekir. Mac Kenzie, Tedesco, Lerch , Azami ve Windfurth, Oskar Mann- Karl Hadank’ın dilbilimsel iddiaları üzerinden eleştiriyi yanıtlayalım lütfen. Örneğin şu iddiayı çürütmekle başlayın:

MacKenzie (1961b) Kürtçe’nin bütün değişik diyalektlerini inceledi ve bu diyalektleri İranî diyalektlerle karsılaştırdı. Kürtçe’nin bütün diyalektlerini İranî diyalektlerden ayıran bütün unsurları buldu. Gerçekler ele alınırsa, Kürtçe’deki /-sm/, /-xm/ ve /-v/, /-w/ halini aldılar. Sözcüğün içindeki /.-/ ekini “getirmek” fiilinde ele alırsak, kısaca bundan ayrı /.-/ ve /-sm/ ve de /-xm/’nin incelenmesi gibi.

O “Ben Kürt diyalektleri arasında hepsi tarafından paylaşılan özellikler bulamadığım gibi hepsinin dışında kalan bir özellik de bulamadım.” diyor (1961b:72).

Fakat bu özellikler Dimilice tarafından paylaşılmıyor. Tedesco (1921:199) kitabında Lerch’in araştırmalarına dayanarak Dimilice’yi ortada kalan bir dil olarak sınıflandırdı. Kürtçe’yi (1921:198)’deki bölümde bir kuzey-bati dili olarak olarak belirledi. Bkz Windfuhr’un Yorumlar (Azami and Windfuhr, 1972:13) ve onun basılan haritasına (Azami and Windfuhr, 1972:198-99). /hr-/’nin içindeki /*fr-/’deki gelişmeye bakılırsa ve şimdiki zaman ve de basit zaman bildirme kipi Dimilice’nin öteki Kürt diyalektleriyle bölüştüğü sadece iki özellik olarak olarak görülür.

Ayrıca;

Zaza ya en yakın dil günümüzde de hazar denizi yakınlarındaki daylam bölgesinde bulunmaktadır.

Ve bu çevredeki halkın konuştuğu partça adı verilen Kuzey irani diller grubuna ait bir dildir. Böylece zazacanın da kuzey irani diller grubundan olduğunu da rahatça söyleyebiliriz.Zaza ların dünya tarih sahnelerine çıkışları ise kurdukları SASANİLER DEVLETİ’yle olmuştur. Sasaniler ile kültür ve dildeki aşırı benzerlikte bu savı güçlendiriyor.Bazı araştırmacılar bunu kabul etmese de bu savı çürütecek bir kaynak henüz bulunmuş değildir.

DAYLAMİTLER: Hazar denizinin güney kıyısında yaşayan halklara verilen isim ve kullandıkları dil partça

Azad Koala
Oca 6, 2010 15:31

Tamamı Zazaki lehçesiyle çıkan tek dergi olan Vate’nin, şef editörlüğü Malmisanij’in bu konudaki bazı açıklamlarını paylaşmak istiyorum:

-Şöyle bir tartışma var, Zazaca dil midir, lehçe midir diye. Vatenin bu konudaki tavrı nedir?

Vateyi çıkaranların düşünceleri nettir. Biz kendimizi Kürt görüyoruz ve Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi olarak değerlendiriyoruz. Hemen eklemek gerekiyor ki, bu lehçe Kurmanciyle önemli ayrılıklar gösteriyor. Böyle bir durum da var. Öyle ki Kurmanciyle Zazaca konuşanlar birbirini anlamayacak durumdalar. Ama tarihi olarak Zazalar kendilerini her zaman Kürt olarak görmüş, Kürt tarihi de bunu gösteriyor. Kürt ayaklanmalarının, direnişlerinin en önemlilerini Zazalar vermiştir. Koçgiri, Dersim böyledir. Kürtlük, Zazalara dışarıdan empoze edilmiş bir şey değil. Anadan babadan bu böyle. Bu anlamda bizim için tartışılmayacak bir konudur bu.

-Zazacanın Kürtçe olmadığını, hatta Zazaların Kürt olmadığını ileri sürenlerin dayanağı nedir?

Bunu söyleyenler homojen bir grup değil. Bir kısmı öyle inanıyordur, böyle söylüyordur, ona bir şey demek mümkün değil. Bir kısmı ise, devletin kışkırttığı, örgütlediği çevrelerden kaynaklanıyor. Zaza Kültürü ve Yayınları adlı bir yayınevi vardı bir ara Ankarada. Bir nevi korsan yayıneviydi. Yayınlarının bir kısmını gördüm. Zazaların Kürt olmadığı temasını işleyen kitaplardı bunlar. Bazı yayınlarında Zazaların Orta Asya kaynaklı Şaman Türk kültüründen geldiklerini öne süren tezleri var. Ayrıca Kürt hareketlerine, örgütlerine saldırgan yaklaşımları vardı. Hatta Güneydeki partiler ve liderler hakkında da aşağılayıcı, küçümseyici yazılar yayımlanıyordu. Bundan benim çıkardığım sonuç, bunların devlet kaynaklı iyimser bir tabirle devlete paralel düşünen gruplar olduğudur.

-Peki çıkış noktaları nedir?

Çıkış noktaları şudur: Zazaca ve Kurmanci konuşanlar hemen hemen birbirlerini anlayamıyor, anlaşamıyorlar. Dil bilimciler de, dil ve lehçe konusunda uzun uzadıya tartışmalar yapmıştır. Bazı dilbilimcilere göre, iki grup birbirlerini anlamıyorsa, bu ayrı dillerdir, der. Böyle bir düşünce var. Bunların hareket noktası da budur. Ama bu düşünce her zaman yeterli değildir. Mesela Arapça Yemenden Fasa kadar geniş bir alanda konuşulan bir dildir. Yemen Arapçası konuşan biriyle Fastaki Arapçayı konuşan anlaşamaz. Ama bu aynı dildir, Arapçadır. Burdan şu sonuç çıkıyor, demek ki anlaşamamak her zaman ayrı bir dil sonucunu çıkarmaz. Çünkü dil, bir toplum tarafından konuşuluyor, bu toplumun kimliği, tarihi, toplumsal, kültürel şekillenmesi vb ile birlikte ele alınmalıdır. İlk Zazaca yazılı metin Melaye Xaseye aittir. Mevlüdüne “Mevluda Kırdi” diyor. Orada bile bir Kürt sözcüğü var. Bu da Zazaların ayrı bir toplum olmadığını gösteriyor.

Ahmet AÇAN
Oca 6, 2010 15:42

Ne kadar ilginç değil mi? Bu ülkede Türk şovenleri yıllarca Anadolu’da yaşayan bütün halklar Türktür dedi ve buna karşı olanlara baskı uyguladı. Buna en çok Kürtler hayır biz ayrı bir halkız Kürt değiliz dedi ve demeye de devam ediyor.

Şimdi de biz çıkıyoruz ve bazı Dilbilimcilere dayanarak Zaza’lar apayrı bir Halktır diyoruz ve işte şöyle şöyle dayanaklarımız var diyoruz.

Kürtler hemen haykırıyor: Hayır Zazalar ayrı bir halk falan değil, KÜRTTÜR onlar çünkü kendilerini Kürt hissediyorlar…

Türk şovenleriyle benzer bir tepki verdiğinizin farkında mısınız?

Azad Koala
Oca 6, 2010 17:11

Zazaca’nın (Dimilkî) önemli otoritelerinden biri olan Munzur Çem, AKnews’e, Türkiye’de kaybolmakta olan 18 dil arasında yer alan Zazaca’nın sorunları, Kürt aydınlarının bu lehçeye yaklaşımı ve Vate Grubu’nun çalışmalarını anlattı.

VATE DERGİSİ GRUBU’NUN ÇALIŞMALARI

Vate Grubu’nun çalışmaları 12 yıl önce İsveç’te başladıklarını belirten Munzur Çem, “Ancak önceleri de İsveç’te Zazaca üzerine çalışan arkadaşlar biraraya gelir tartışırdık. Gramer ve yazım konusunda sorunlar vardı. Zazaca’yı standartlaştırmak için program çıkardık” dedi. Çem, şöyle devam etti:

“Önce kelime tespit ediyoruz, bunu modern çağa, bilime uyarlamaya çalışıyoruz. Birçok yeni kelime var, bunların Zazaca karşılığı yok. Bu kelimelerden bazılarını türetiyoruz, bazılarını diğer dillerden alıyoruz. Zazaca’da ağız farklılıkları çok fazla. Mesela Dersim yöresinde bir kelime farklı kullanılıyor, Varto yöresinde farklı, Dicle’de farklı kullanılıyor. Biz elimizdeki bilgi ve verilere göre bunlardan birini ya da ikisini esas alıyoruz. Diğerlerini de lehçenin zenginliği olarak adlandırıyoruz. Vate Grubu’ndakilerin tümü, belirlediğimiz kurallara göre yazıyor. İnsanlara zorla böyle yazın diyemiyoruz. Sadece bu şekilde yazılabilir diye öneri yapıyoruz. Bir diğer nokta da folklorik ve tarihi çalışmalara müdahale etmiyoruz.”

ZAZACA’NIN SORUNLARI

Munzur Çem, “Türkiye’de yaşayan Kürtler’in yıllardır tartıştığı bir konuya gelirsek; Zazaca ile Kurmanci. Bu iki lehçeyi kıyaslarsak, sorunları ortaktır diyebilir miyiz?” sorumuz üzerine, “Sorunların büyük kısmı ortak. Yasaklandığı için, ikisi de okunup yazılmadığı için yeterince gelişmemiş” cevabını verdi. Çem, şöyle devam etti:

“Ama yine de Kurmanci, Zazaca’nın çok önünde. Çünkü Kurmanclar nüfus olarak Zazalar’dan fazla. Diğer avantaj ise Kürtler’in yaşadığı diğer parçalarda Kurmanci konuşuluyor olması. Yine buralarda geçmiş yıllarda Kurmanci için radyolar vardı; Erivan Radyosu, Bağdat Radyosu, Tahran Radyosu gibi… Kurmanci gazete ve dergi çıkarıldı. Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran’ın yazdığı klasikler var. Sorani yazılan klasiklerin bazıları Kurmanci’ye çevrilmiş. Bütün bunlar Kurmanci için büyük avantaj. Geçmişte Türkiye’de Kürtler’in yaşadığı bölgede, Kurmanci medreselerde eğitim dili olarak kullanılmış. Zazaca’nın böyle değil. Zazaca’nın gelişmemesinin önündeki başka bir engel de, Zazalar’ın yaşadığı yerlerin dağlık olması. Diyarbakır’ın kuzeyi, Elazığ, Bingöl, Dersim gibi bölgelerde genellikle başkaldırılar olmuştur. Burada yaşayan insanlar, yasaklarla sürgünlerle cezalandırılmıştır. Yine Zazalar Kurmanclar kadar ekonomik yaşamlarında rahat olmamışlardır.”

KÜRTÇE YAYINLARDA ZAZACAYA AZ YER VERİLİYOR

Munzur Çem, aynı konuyla ilgili olarak, şu eleştiriyi de dile getirdi:

”Celadet Bedirxan’ın hazırladığı Kurmanci alfabesi var. Kurmanclar’ın tümü bu alfabeyi kullanıyor. Ama Zazalar öyle değil. Zazaca yazımı 20 yıl önce başladı ve farklı farklı alfabeler kullanılıyor. Yine Kürtler için yayın yapan televizyon ve radyolar Zazaca’ya az yer veriyor. Paylaşım adil değil. Neredeyse programların tümü Kurmanci ya da Sorani yapılıyor. Hiçbir Kürt televizyonunda Zazaca haber programı yok.”

Munzur Çem, bu durumun nedeni konusunda da şunları söyledi:

”Kürtler Mustafa Kemal döneminden önce lehçe sorunu olmadan bir arada yaşamışlar. Dedelerimiz Kurmanci, Sorani, Zazaca ve Hewremani konuşuyorlardı, birbirlerini anlayabiliyorlardı. O dönemler Kürtler arasındaki lehçe farklılığı tartışma konusu olmamıştır. Günümüzde ise, bazı çevreler, Sorani’yi, bazı çevreler de Kurmanci’yi resmi dil yapmaya çalışıyor. Bu siyasetler yanlıştır.”

“Okullarda Zazaca ve Kurmanci birlikte okutulmalıdır. Bir süre sonra iki lehçe de öğrenilir. Böylelikle iki lehçe arasındaki farklılıklar azalır” diyen Çem, şöyle devam etti:

“Prensip olarak bir lehçenin ortadan kaldırılması demokratik değildir ve politik problemlere neden olabilir. Sanırım çok sayıda kişinin kullandığı lehçe, az sayıda kişinin kullandığı lehçeyi etkisi altına alıyor. Bu doğal bir süreç değil mi? Mesela Irak’ta Sorani bilen Kürtlerin çoğu Behdini bilmiyor, ama Behdini konuşanlar Sorani biliyor.”

Çem, “Zazalar Türkçe öğrenerek asimile olmaktansa, Kurmanci öğrenerek asimile olsunlar” görüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorumuza da şu cevabı verdi:

“Kişisel görüşüm, Kurmanci ve Türkçe arasında bir tercih yapmak zorunda kalırsam, yani başka hiçbir seçeneğim yoksa, kuşkusuz Kurmanci derim. Çünkü o benim dilimin lehçesi. Fakat Türkiye’de Zazaların Kurmanci öğrenme olanakları yok. Çünkü Kurmanclar kendileri zaten asimile oluyor.”

‘ZAZALARIN KÜRT OLMADIĞI İDDİASI’ 80′LERDEN SONRA ÇIKTI

Munzur Çem, “Zazalar’ın ayrı bir millet olduğuna, Zazaca’nın da ayrı bir dil olduğunu” görüşünü de eleştirerek, bu konudaki görüşlerini şöyle ifade etti:

”Biz 1980 askeri darbesini önemli bir dönemeç olarak kabul ediyoruz. Cuntadan önce Türkiye’deki Kürtler arasında böyle bir problem yoktu. Kurmanclar ya da Zazalar hiçbir zaman “Ben Kürt’üm ya da değilim” dememiştir. Bazı yabancılar yani Türkler, Almanlar böyle demişlerdir. Kürtçe’nin lehçelerini konuşanlar, lehçelerini Kürtçe’nin lehçesi olarak adlandırmışlardır. Cuntadan sonra, bazı kesimler çıkıp dediler ki, “Zazaca ayrı bir dildir”. Bu kişiler ne dil, ne de tarih konusunda bilgi sahibi olmayan kişiler. Bunlara sormak lazım, “Arkeolojik alanda yeni bir bulguya mı rastladınız? Yeni bir keşif mi elde ettiniz?” Bugüne kadar bu konuda bir şey söyleyememişlerdir.”

Munzur Çem kimdir?

1945 yılında Çewlîg’in (Bingöl) Gêxî (Kiği) ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu Setera köyünde, ortaokulu Dêrsim’nin Qisle (Nazimiye) ilçesi’nde okudu. 1971′de Ankara İktisat Fakültesi’ni bitirdi. 1970′ten bu yana roman, hikaye, masal ve makale yazıyor. Kültür, ekonomi ve politika üzerine çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Zazaca gramer kitabı da yazan Çem, Kurd-PEN’in kurucu üyelerinden biri.

Ahmet AÇAN
Oca 10, 2010 17:45

Sevgili Azad

Diyor ki bu iddialar 80′den sonra ortaya çıktı. Benim verdiğim yabancı kaynakların tarihine bakalım: 1921, 1961, 1972 ‘de yazılmış kitaplardan yaptığım alıntılar bunlar.

Hiçbir bilimsel araştırmaya dayanmayan, kendini Kürt Ulusal Hareketinin içinde gören, duygusal tepkiler bunlar…

Eleştirinin eleştirisini yapmanızı bekliyorum. Zazalar, şu şu şu nedenlerden dolayı Kürt değildir deniyorsa bizzat o nedenlerin boşa çıkarılması lazım…

Azad Koala
Oca 18, 2010 23:47

Bu konuda en fazla araştırmayı yapmış, bunun üzerine kafa yormuş, Zazaca konuşan aydınlara bırakmak gerekir son kararı… Munzur Çem’i bu yüzden örnek verdim. Ezen ulus kibrinden dolayı, öteki topluluklar veya uluslar üzerinde tahakküm kurma sevdasından vazgeçilemiyor galiba. Bu şekilde yaklaşırsan, Türkler kimlerden oluşur, hepsinin anadili Türkçe’miydi. Türk halkının içinde (kürtleri ayırıyorum burada) farklı lehçelerde konuşan insanlar yok mu? Çok zorlarsan, evet farklılıkları görebilirsin. Ama aynı metodla Türk halkını ayrıştırdığında Türk halkı küçük bir şehrin nüfusuna eşitlenir. Bir de Türkler içindeki farklı lehçeleri araştır bence. Bugün egedeki, iç anadoludaki, karadenizdeki insanların konuştuğu lehçe farklı da olsa kendilerini “Türk” olarak hissediyorlar ve kimse onlara neden “Türk”sün, senin lehçen ayrı demiyor. Ama devletin bir politikasıyla Zazalar üzerinde böyle politik hamleler yapılıyor. Evet, lehçeleri farklı olabilir. Ama bırakın da onlar kendilerine Zaza mı diyorlar, Kürt mü diyorlar kendilleri karar versin. Kürtleri “Türk”leştiremedik, bari ayrıştıralım, bölelim” zihniyetinden başka bir şey değil bu. Bugün Zazacaya en çok emeği Kürtler veriyor. Henüz oturmuş bir dil yapısı olmamasına rağmen, Paris Kürt Enstitüsü kendi kanalı “Kurd 1″ aracılığıyla dublaj sanatını konuşturarak tarihteki ilk Zazaca filmi kazandırdı bize. Vate dergisi ve Zazaca dil çalışmalarını ise hiç saymıyorum. Kürtler Zazacayı geliştirmeye çalışıyor, Türkler gibi asimile etme çabasında değiller.

Bawer Siyabend Ronahî
Şub 5, 2010 6:03

Olay çoğu zaman ilkel bir mikro-milliyetçiliğe hapsedilerek tartışıldı. Eğer kriter bir Kurmanc ile bir Zaza’nın birbirini anlamaması olsa işin içinden çıkamayız. Dilbilim kuralları bazen kitlelerin kendilerini “ne” veya “nasıl” gördüğüyle ilgilenmez. En bariz örneği yıllardır bir türlü bilimsel bir dayanağa dayandırılamayan bu “Zazalar Kürt değildir” iddiasıdır.

Bu komik bir tezden ibarettir. Benim Zaza arkadaşımla gayet iyi anlaşabilmem ve Mikail Aslan’ın bütün şarkılarını anlayabilmem ise traji-komik bir meseledir.

Lehçeler üzerinden bir kimlik yaratma gayreti boştur, gereksizdir. Zazalar da Kürttür. Grameri Kurmancî ile neredeyse aynı olan Zazakî Kürtçe’nin bir lehçesidir ve bu dilbilimsel gerçek Zazaların “Ben Kürt değilim arkadaş!” demesiyle BİLE çürütülemeyecek bir gerçektir. Aksini iddia edenler çoğu zaman Kamer Genç gibi çok komik durumlara düşebiliyorlar. (Kendisi anadilinin Dersimce olduğunu iddia eder durur. Ne demekse artık?!!)

Yorumla, Koala!

Yorum










Deneme, Manşet, Yazar3 - Eyl 5, 2010 1:10 - Yorum Yok

Hollywood : Nedir Ne Değildir

More In Edebiyat


Müzik, Spot3, Yazar2 - Ağu 31, 2010 21:40 - Yorum Yok

Şox û Şengê, Xerabrengê

More In Müzik


Güncel, Yazar4 - Eyl 4, 2010 22:43 - 0 Comments

Neden Boykot?

More In Güncel